Aynur Taş

Aynur Taş
@Aynurcan
Ranya’m benim her şeyim.
10/10
·110 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 06:12
Yabancı, elime aldığım an beni içine çeken ve ne ara bittiğini anlayamadığım kadar akıcı, bir o kadar da sarsıcı bir deneyimdi. Sayfalar su gibi aktı akmasına ama bazı cümleler vardı ki, orada durup dakikalardan beri aynı satıra baktığımı fark ettim. Kitap bitti, kapağını kapattım ancak Meursault hala zihnimin içinde bir yerlerde yürüyor. Camus, o kadar yalın ve süssüz bir dil kullanmış ki, ilk başta hikayenin derinliğini ıskalayacağınızı sanıyorsunuz. Fakat o sadeliğin altında devasa bir absürdizm (uyumsuzluk) felsefesi yatıyor. Başkahramanımız Meursault; annesinin ölümüne ağlamayan, toplumun ondan beklediği "rolü" oynamayı reddeden, dürüstlüğü yüzünden kelimenin tam anlamıyla "yabancılaşan" bir adam. Kitap boyunca beni en çok vuran şey, Meursault’nun işlediği cinayetten ziyade, toplumun onu "anormallik" ve "hissizlik" üzerinden yargılama biçimi oldu. Toplum, kurallarına uymayanı, onunla birlikte ağlamayanı ve yalan söylemeyeni acımasızca dışlıyor ve yok ediyor. Beni derinden sarsan ve üzerine uzun uzun düşündüren o his: "Herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir." Meursault’nun bu teslimiyeti mi, yoksa hayata karşı o muazzam kayıtsızlığı mı beni daha çok etkiledi emin değilim. Ama bildiğim bir şey var; bu kitap insanın yüzüne sert bir tokat gibi çarpıyor. Kendi samimiyetimizi, toplumun maskelerini ve yaşamın anlamını sorgulatıyor. Edebiyatın neden bu kadar güçlü bir araç olduğunu bana yeniden hatırlatan, kısa ama ağırlığı çok uzun süre omuzlarımda kalacak muazzam bir başyapıt. Kesinlikle tekrar tekrar okunmalı.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,2bin okunma
Reklam
10/10
·304 syf.··
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 17:38
Onu Sevdiğim Zamanlar benim için sadece bir roman olmadı. Kitabı bitirdiğimde uzun süre kapağına bakıp kaldım. Çünkü okuduğum şey bir kurgu gibi değil, sanki bizim coğrafyanın hafızasıydı. Çocukluğumuz, evlerimiz, suskunluklarımız, korkularımız, özlemlerimiz… Hepsi satır aralarına sinmişti. Kemal Varol öyle bir anlatım kurmuş ki kitabı okurken hep kendi coğrafyamın insanını gözümde canlandırdım. Romanın en güçlü yanı da buydu bence: Yapay durmaması. Her şey o kadar gerçekti ki sanki biri yaşadıklarımızı gizlice izlemiş ve sonra oturup romanlaştırmış gibiydi. Kitap boyunca insanın içine ağır ağır işleyen bir duygu var. Bir yandan sade bir anlatım akıyor ama diğer yandan her cümlede derin bir kırgınlık, özlem ve hayat yorgunluğu hissediliyor. Özellikle bizim coğrafyanın insanını bilen biri için bu kitap çok daha başka bir yere dokunuyor. Çünkü burada anlatılan hayatlar uzak değil; tanıdık. Sokakları tanıyoruz, susuşları tanıyoruz, insanların içlerine attıkları şeyleri tanıyoruz. Ama beni asıl sarsan şey kitabın sonu oldu. Gerçekten hayatım boyunca hiçbir kitabın finalinde bu kadar şaşırdığımı hatırlamıyorum. Son sayfalarda yaşadığım şok hissi uzun süre geçmedi. Çünkü yazar sadece şaşırtmıyor; insanın içine oturan bir gerçekle yüzleştiriyor. Kitabı bitirdiğim an “Nasıl yani?” diyerek dakikalarca düşündüm. Ve galiba iyi edebiyat tam olarak bunu yapıyor: Kitap bittikten sonra bile insanın içinde yaşamaya devam ediyor.
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,887 okunma
10/10
·228 syf.··
2025 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2025 11:04
Işığın O Kör Edici Yokluğu Bu kitap okunduğunda bitmiyor. Kapağını kapatsan bile içinde bir yerde karanlık açık kalıyor. Tahar Ben Jelloun bu romanda bize bir hikâye anlatmıyor, bizi ışığın tamamen çekildiği bir boşluğa bırakıyor. O boşlukta ne zaman var, ne ses, ne de bir yüz. Sadece insanın kendisi… ve dayanıp dayanamayacağı sorusu. Tazmamart bir hapishane değil; insanın yavaş yavaş silindiği, unutulmanın sistemleştiği bir yer. Orada beden çürürken ruhun ne yapacağını izliyoruz. Korkutucu olan açlık ya da karanlık değil, karanlığa alışmak. Çünkü insan alıştığında, kaybolduğunu fark etmiyor. Roman beni en çok şu yönüyle sarstı: Acının bağırarak değil, fısıldayarak anlatılması. Büyük çığlıklar yok, isyan yok. Çünkü bazı acılar ses çıkarmayı bile lüks hâline getiriyor. Bu yüzden anlatı ne kadar sakin görünüyorsa, içimde o kadar gürültü koptu. Kitap boyunca şu soru peşimi bırakmadı: İnsandan her şey alınırsa —ışık, zaman, isim, temas— geriye ne kalır? Bu romanda verilen cevap çok sade ama çok ağır: İnanç, hatıra ve anlam arayışı. Bu bir umut kitabı mı? Belki. Ama pembe bir umut değil bu; acıyla yoğrulmuş, sessiz, kemikleşmiş bir umut. Yaşamak değil sadece mesele; insan kalarak yaşayabilmek. Bitirdiğimde şunu hissettim: Bu kitap bana bir şey öğretmedi, ama benden çok şey aldı. En başta, karanlığın sadece dışarıda olmadığını… Okunması zor, unutulması imkânsız. Ve belki de bu yüzden gerekli
Işığın O Kör Edici YokluğuTahar Ben Jelloun · Sia Kitap · 2020697 okunma
Puan vermedi·236 syf.··
2025 25. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2025 09:12
José Saramago’nun “Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş” adlı romanı, ölüm kavramını hem felsefi hem de insani yönleriyle ele alan sıra dışı bir eserdir. Yazar, bu kitapta ölümün olmadığı bir ülkede neler yaşanabileceğini anlatarak bizleri alıştığımız düşünce biçimlerinin dışına çıkarır. Roman, “bir gün ölümün işini bırakmasıyla” başlar; kimse ölmemekte, yaşlılar, hastalar, yaralılar yaşamaya devam etmektedir. İlk bakışta bu durum bir nimet gibi görünür; ancak kısa sürede ölümün yokluğunun da kendi içinde bir felaket olduğu anlaşılır. Eserin temel teması ölümün kaçınılmazlığı ve yaşamın anlamıdır. Ölümün ortadan kalkmasıyla düzenin bozulması, yazarın “ölümün de yaşamın bir parçası” olduğu düşüncesini vurgular. Ayrıca, insanın bencilliği, sistemin çürümesi ve ahlaki değerlerin sorgulanması gibi temalar da öne çıkar. Saramago, ölümün mektuplar aracılığıyla insanlara “haber verdiği” ikinci bölümde, ölümü bir kadın figürü olarak karşımıza çıkarır. Bu bölümde ölüm, insanileşir; duygular, merhamet ve sevgi kavramlarıyla tanışır. Böylece roman, soyut bir düşünceden somut bir insani hikâyeye dönüşür. Saramago’nun dili, alışılmış roman anlatımının dışındadır. Noktalama işaretlerini az kullanır; cümleler uzun, düşünceler iç içedir. Ancak bu anlatım biçimi, onun “yaşamın karmaşasını” yansıtma biçimidir. Yazarın ironik, yer yer alaycı dili, felsefi konuları okura daha yakın kılar. Kitapta zaman zaman toplumsal eleştiri ağır basar; devletin, kilisenin ve medyanın ölümün yokluğuna verdiği tepkiler üzerinden modern toplumun ikiyüzlülüğü gösterilir. Bu eser, sadece ölüm üzerine değil; yaşamın değerine dair de düşündürür. Ölümün ortadan kalkmasıyla aslında yaşamın anlamını kaybettiğini fark ederiz. Çünkü yaşamı değerli kılan şey, onun sonlu oluşudur. Saramago’nun amacı korkutmak değil,
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma
Puan vermedi·159 syf.··
2025 23. kitabı
Beyaz bir balina… Onun peşinde ömrünü tüketen bir kaptan… Aslında bu roman sadece bir av hikâyesi değil; insanın tutkularına, takıntılarına ve doğa karşısındaki küçüklüğüne dair bir destan. Melville, denizi kâh engin bir sonsuzluk, kâh insan ruhunun karanlığı olarak karşımıza çıkarıyor. Moby Dick sabır istiyor; ama sonunda okuyucuya koca bir okyanusun derinliğini armağan ediyor.
Moby DickHerman Melville · Parıltı Yayınları · 20137,3bin okunma
Reklam