O kadar çok belirsizlik var ki sanırım güneşinin sıcaklığını yeni yapılmış kahvenin kokusu, annemin parfümün kokusu gibi şeyleri hissetmeyi bıraktım. Bunlar daima hatırladığım şeylerdi. Şimdiye kadar. Bir insan ölümle yüz yüze geldikten sonra yaşamın her yanından fışkıracağını sanırdım. Sözde dünyanın canlanması ve insana her şeyi yaptıracak kadar hayatta kalmayı istemesini sağlaması gerekiyordu. Ama gittikçe kararmaya devam ediyor ve ben artık renkleri göremiyorum
Buna bir anlam veremiyordum. Bu konuda net bir şekilde düşünemiyordum bile . Yalnızca içinde , derinlerde bir yerde, sivri bir iğnenin çocukluğumun bütün güzelliklerini ve hayallerini delip parçaladığını, sakatlığımı çırılçıplak , saklanmayacak bir gerçek haline getirip beni bu gerçekten kaçamayacak kadar güçsüzleştirdiğini hissediyorum.
“Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı.”