“Aşk denen şey
bazen yürür, bazen uçar; bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül
yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin
içine. Birini yaralar; öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer.
Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi. Çünkü dayanacak güç yoktur
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanı sadece biyolojik bir varlık olarak göremediğimiz, onun varoluşuna çeşitli
yüce anlamlar yüklediğimiz için, gövdeden akan kanın, can denilen şeyi çekip
almasını, dolayısıyla o kişinin “ölmüş” olmasını bir türlü kavrayamadığımızı
düşünüyorum.
Hayvanlar ölümü anlıyor ama insanlar anlayamıyor. Can denen şey, her türlü
yaralanmaya, berelenmeye açık haldeki insan
bedeninden bir saniyede çıkıp gidiveriyor ve insanlar bunun sonucunda aklını
kaçıracak kadar sarsılıyorlar. “Tanrım, daha bir iki saat önce nasıl da canlıydı,
nasıl da kahkahalar atıyordu,
şimdi nasıl yok olabilir” diye tekrarlayıp duruyorlar. İnsanın algılama gücünü
zorlayan bir durum bu. Hayatımıza, varoluşumuza yüklediğimiz hiçbir kavramla
bağdaşmıyor. Sahiden her
şey saçma mı, hayatın hiçbir anlamı yok mu? Bence öyle! Yok, hiçbir şey yok.
İnsanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz.
Çünkü hiçlik zor geliyor.
“Aklında çok mu şey var?” Bu sorudan çok bir tespitti.
“Sanırım evet,” dedim. Yabancılara karşı dürüst olmak ne kolaydı.
Tıpkı büyükannem hayatta olsaydı yapacağı gibi kendinden emin bir
şekilde, “Halledersin,” dedi. Bir an durdu. Sanki sözcüklerini dikkatle seçiyor
gibiydi. “Keşke uzun zaman önce öğrenseydim dediğim bir şey var. O kadar
kalın kafalıyım ki anlamam yetmiş yılımı aldı.” Gülümsedi. Sonra bana baktı.
“Olay şu,” dedi. “İstenildiği gibi olan ya da olmayan şeylere üzülmekle o kadar
zaman harcıyoruz ki treni kaçırıyoruz. Hayat kendi yolunu bulur ve her
şey olacağına varır. Sadece yaşa ve bırak olsun gitsin.” Kendi kendine başını
salladı. “Neyse, yıllar önce bilseydim keşke dediğim şey buydu.” Bana göz
kırptı. “En azından daha fazla zaman kazanırdım.”