Ayşe Sümeyye Yalçın

Ayşe Sümeyye Yalçın
Öğretmen
18 Ağustos
71 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
9/10
·99 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2025 23:26
Seneca stoacılık felsefesini benimsemiş; Tanrı, doğa, insan ilişkileri ve yaşam hakkında sunduğu etkileyici bakış açısı ile bana karşıma çıkan iyi veya kötü hiçbir şeyi abartılı duygularla yaşamamam gerektiğini öğreten seçkin bir felsefeci. Aslında kendi tecrübelerimle farkındalık geliştirdiğim ama yaşamıma indirgemekte zorlandığım çoğu davranışı yumuşak anlatımı sayesinde benimsememi sağladı diyebilirim. Peki bu kitabında ne anlatıyor? Lucilius'un Dünya tanrısal öngörü ile yönetiliyorsa neden iyi insanların başına türlü felaketler geliyor ve tanrı buna izin veriyor sorusu ile başlamış ve bu soru üzerine yazılmış kısa bir kitap. İslam dininde benimsediğim Allah iyi kulunu sınar, başına gelende vardır bir hayır, yakınlaştırıyorsa ve uzaklaştırıyorsa bil ki senin iyiliğin için öğütlerine paralel bir felsefeye hakim. Felaketler, yoksulluk ve bunun gibi birçok dezavantajlı durumun iyi ve erdemli insanların başına gelebileceğini savunuyor. O insanların daha çok pişip daha güçlü olduklarını ve Tanrıya daha çok yaklaştıklarını söylüyor. Ve bunun sonucunda cesaret gerektiren, dünya hazzından ayıran bütün işlerin başında iyi insanlar olacağını öngörüyor. Yani felaketin iyi insanın elinde iyiliğe, kötü insanın elinde ise kötülüğe yol açacağını savunuyor. Peki ben de şunu sorgulamak istiyorum. Felaketler iyi insanların başına geldiği için mi bu durum böyle yoksa felaketlerin insanı savunmasız bırakması, insanı iyiliğe ve hırs kibir gibi kavramların törpülenmesine teşvik ettiği için mi savunulan düşünce oluşmuş? Doğuştan ferahlık içinde olan kişiler rahatlık ve bunun verdiği kibirle kötülüğü tercih edebiliyor. Doğuştan dezavantajlı olan kişiler de kibir ve kötülükle değil temel ihtiyaçlarını giderebilme güdüsüyle daha ılımlı bir yaşam sürüyor. İki tarafın da tam tersi durumlarda
Tanrısal ÖngörüSeneca · Alfa Yayınları · 20171,089 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·222 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
·
96 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2025 01:35
Schopenhauer, mutluluğu dışarda aramak yerine içsel kaynağa dönmeyi, başkalarının onayına bağımlı kalmaktan sakınmayı ve kendi zihinsel alanını korumayı öğütlüyor. “Sadeleşmek”, “azla yetinmek”, “kendi kendine yetebilmek” gibi Stoacı yaklaşımlara yakın fikirleri var. Hepimizin noksanlığını dert edindiğimiz mutluluk kavramını şöyle tanımlıyor; Mutsuzluk, mutluluk istenci sonucunda ortaya çıkar. Normalin üstünde hayali bir beklentiyle ve başkalarına bağlı kalarak yaşamayı bırakırsak mutsuzluk kavramı da hayatımızdan çıkmış olur. Seçkin insan, iyi olma halini kendi yaşamı içinde arar, başkalarının vaad ettikleriyle ilgilenmez. Olumsuzluklara karşı intikam duygusu ile yaklaşmaz, dışarda olup bitene karşı ekstrem tepkiler vermez. Ahlak bir otorite yokken de varlığını sürdürmelidir. Özellikle felsefe severlere ve herkese tavsiye ederim. Kısa bir kitap olmasına karşın cümleler zihinde uzun süre dolaşıyor.
Yaşam Bilgeliği Üzerine AforizmalarArthur Schopenhauer · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20259,3bin okunma
9/10
·155 syf.··
Beğendi
·
2025 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 06 Ağustos 2025 23:40
Viktor E. Frankl’ın İkinci dünya savaşı döneminde nazi kampında yaşadıkları ile şekillenen logoterapi kuramını merkeze alan kısa ve öz tutulmuş bir kitap. Yazarın kamp yaşamını anlama tutunma niyetiyle farklı bir bakış açısıyla ele almış olması gerçeği derinleştirerek yansıtmış. Severek okudum. Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm, Frankl’ın Auschwitz ve diğer kamplarda yaşadığı zorlukları, insanın en ilkel koşullarda bile nasıl hayatta kalmaya çalıştığını anlatır. İkinci bölüm ise Frankl'ın geliştirmiş olduğu Logoterapi üzerine kuramsal açıklamalar sunar. Logoterapi, bireyin hayatına anlam katmasına yardımcı olmayı amaçlayan bir terapi türüdür. Diğer psikoterapiler geçmişi ve oluşan travmaları çözmeye odaklanırken, logoterapi şimdi ve burada ilkesiyle yaşamın anlamını bulmaya odaklanır. Frankl eğer kendini ıstırabın, kaygının ve belirsizliğin eline teslim etseydi belki de o kamptan sağ çıkamayacaktı. Kaçma planı yaptığı halde sorumlu olduğu hastalarına geri dönerek o anı ve şimdiyi anlamlı kıldı. Gün boyu çektiği eziyetin ardından akşam alacağı bir kase çorbanın verdiği mutluluğa odaklandı. Hayatın içinden küçük parçalar çıkararak tutunmaya çalışmak gerçek bir yaşam direncidir. Anlam Arayışı Frankl için hayati bir ihtiyaçtır. İnsanın temel motivasyonunun Freud'un savunduğu gibi haz arayışında ya da Adler gibi güç arayışında değil, anlam arayışında olduğunu savunur. İnsan ne kadar zor bir durumda olursa olsun, eğer o duruma bir anlam atfedebiliyorsa, o zorluğu aşma gücünü kendisinde bulabilir. "İnsanın her şeyi elinden alınabilir, ama son özgürlüğü olan tavır seçme özgürlüğü asla."
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,2bin okunma
10/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2025 19:13
Felsefe ve psikoterapinin ustalıkla harmanlandığı, insanın iç çatışmaları ve varoluşsal kaygılarının gerçeğe yakın bir kurguyla yansıtıldığı müthiş bir eser. Friedrich Nietzsche ve Dr. Josef Breuer’in kurgu yoluyla bir araya getirildiği bu kitapta iyileşme sürecinde yüzeye çıkan bastırılmış tutkular, yalnızlık, özgürlük arzusu ve kimlik krizleri üzerine yoğunlaşan içsel bir yüzleşmeye tanıklık edebilirsiniz. Yalom, karakterlerinin geçmişten gelen travmalar ve çocukluk kökenli bağlanma sorunlarıyla nasıl başa çıktığını işlerken, aynı zamanda okuru da kendi içsel sorularıyla baş başa bırakıyor. Breuer ve Nietzsche, benzer duygusal boşluklara sahip iki adamdır; ancak bu boşluklarla başa çıkma yöntemleri tamamen farklıdır. Breuer, toplumsal rollerine sıkı sıkıya bağlı, düzenli ama tutkularından yoksun bir hayat sürerken; Nietzsche, dış dünyaya yabancı, yalnızlığı yücelten bir filozoftur. Her iki karakter de geçmişlerinin izlerini taşır. Breuer, annesini erken yaşta kaybetmenin yarattığı eksikliği kadınlara duyduğu saplantılı arzularla doldurmaya çalışırken; Nietzsche, soğuk ve otoriter bir anne figüründen gelen kırılmalarla kadınlara karşı hem hayranlık hem de mesafe dolu bir tutum geliştirir. Yalom, bu karakterler üzerinden kadın-erkek ilişkilerini, bağımlılıkları, kaçışları ve benliğin bastırılmış katmanlarını sorgulatır. Breuer için kadın kavramı uzakta ve bilinmeyene duyulan arzu olarak Bertra ile temsil edilmiş. Karısı Mathilda onun için yanında ve bilinen, arzu edilmeyen kadın olarak kalmıştır. Nietzsche için ise idealize edilmesi gereken ama aynı zamanda temkinli yaklaşılan bir kadın kavramı oluşturulmuş ve bu Salome ile temsil edilmiştir. İkisi de ulaşılamayan kadınlara karşı duydukları acı ile aynı hikayeyi paylaşırken aslında başka türlü yaşamışlardır. Onları
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma
9/10
·303 syf.··
2025 11. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2025 01:40
Gerçek yaşanmış hikayeleri ve travmanın çocuk beyni üzerindeki etkisini nörobilimsel temellerle anlatan Dr. Bruce Perry'nin çocuklukta ihmal ve istismarın nasıl izler bıraktığına dair gerçek vaka öyküleri üzerinden aktardığı anlatılar, faydalanmak isteyen her kesime hitaben ve sadece bir psikoloji metni gibi değil; empati, sabır ve iyileşmenin gücüne dair mükemmel bir eser olmuş. Kitapta farklı hikayelerle farklı travmalarla hayatını iyileşme sürecine kadar bir karmaşa içinde yaşamak zorunda kalan çocuklardan bahsetmiş. Ve onca farklı hikayeden çıkardığım tek sonuç; Sevgi en etkili terapi biçimidir. Sevgiyle kurulan düzenli, güvenli ilişkiler çocukların beynini onarabilir, yaşamlarını değiştirebilir. Hayatın sunduğu en güzel nimet tereddütsüz sevmek ve sevilmektir. Ama nasıl sevilmek? Eğer sevgiye tam anlamıyla ve sağlıklı yollardan erişemeyeceğimi ama bir şekilde hayatımda var olacağını söyleselerdi ben kesinlikle hiç var olmamış bir sevgiyi tercih ederdim. Kırıntılarla karnımı doyurmaya çalışmaktansa aç kalırdım. Çünkü bir şeyin yokluğu yarım bir varlıktan daha net bir yol çizer. İçinde bulunmaktan en çok korku duyduğum sevgi; şartlı sunulan, ne yokluğu kabul edilen ne de tamama eriştiren, bilakis sürekli yarım bırakan bir sevgidir. Önce tadını öğrenirsin sonra mahrum bırakılırsın ve yeniden elde etmek için kendi varlığınla çelişirsin. Hiçbir zaman dengede tutmaz, yön vermez, sadece savurur. Ve kesinlikle en derin travmalar, sevgisizlikle değil şartlı, yarım, istikrarsız sevgiyle oluşur.
Köpek Gibi Büyütülmüş ÇocukMaia Szalavitz · Okuyan Us Yayınları · 201410,5bin okunma