Sayfa 39’a kadar kitaptan hiçbir şey anlamadığımı düşünüp insanların neden önerdiğini ve abartılı cümlelerle kitaba methiyeler düzdüğünü anlayamıyordum. 39’dan sonra her şey değişti ve hikayede kayboldum. Başlayıp bırakmayı düşünenlere sadece devam etmelerini tavsiye ediyorum.
O kadar önerilen, paylaşılan bir kitap ki daha önce iki ayrı kez aşırı bir istekle başlayıp birkaç sayfada bıraktım. Doğru zamanı bekledim. Yıllar sonra tekrar elime aldım. Birkaç hikaye çok iyi aktı. Sonra yazarın hikayelerden zorlama çıkarımlarda bulunduğu ve hikayelerin bende aynı çıkarımları uyandırmadığını fark ettim. Yarıdan fazlasını okumuşken üçüncü kez yine yarım bıraktım. Uygun bir zamanda yine devam edilir zaten her biri ayrı hikayelerden oluşuyor. Benim için şu sıralar doğru kitap değil.
Yorumu aylar sonra yaptığım için kitaptan bana kalan ne varsa onu yazabiliyorum. Karakterler gerçekten var olmuş, içimizden birileri gibi. Toplumu oluşturan her kesimden insanı bir hikaye altında ustaca buluşturmuş yazar. En sevdiğim kitabı değil ama yazarın kendine has bir tarzı var ve kitaplarındaki o tanışıklık hissini seviyorum. Ne okuyacağını bilmiyorsan, hayal kırıklığına da uğramak istemiyorsan bi’ Zülfü Livaneli kitabı okuyabilirsin. Empati katar, anlayış katar, kendini ve toplumu sorgulama katar.
Yolda okudum; yol bitti, biraz da yürürken okudum; evime vardım, kedilerimden dolayı hemen elime alamam diye kapının önünde durup okudum. Sürükleyici ki hem de nasıl yani. :) Yazar öyle ustaca detaylandırmış ki karakterin yaşadığı duyguların bedenine bıraktığı etkilerden hava durumuna kadar sanki okumadım da izledim. Her şey gözümün önünde oldu gibi. Bu seriyle tanışmış, bu kitabı okumuş herkes gibi kendimi çok şanslı hissediyorum. Yine yeni kitabı bekliyorum. Bu arada kitabı Ahmet Ümit’in sesinden okuyorum ve Başkomser Nevzat’ı Ahmet Ümit gibi canlandırıyorum. Acaba herkes mi böyle? :)