İnsanlar yaşamadıkları sürece hiçbir acıyı gerçekten anlamazlardı. Yaşamayan birine yaşadığınız acıyı anlatmanın imkanı yoktu. Bu tıpkı, deli gibi korktuğunuz bir kabustan uyanmanız gibiydi. O kabus sizi ne kadar korkutursa korkutsun, anlattığınız kişi bunu anlayamazdı ve siz zaten hiçbir zaman, acınızın yaşadığınız kadarını anlatamazdınız.
“Senin gibi insanlıktan nasibini almamışlar yüzünden, ne zaman o çirkin gözlerinizle bir başkasına daha dokunsanız biz ruhumuza saldırılmış gibi kötürüm kalıyoruz. Senin tanımadığın utancın içinde biz boğuluyoruz. Senin bir an tereddüt etmediğin o dokunuş yüzünden biz bir daha yıllarca kendimize dokunamıyoruz. Senin o sonunu düşünmeden tatmin olmuş bakışlarını gördükten sonra aynaları yasaklıyoruz kendimize. Sen bunun bir yanlış anlama olduğunu mu söylüyorsun? Hiçbir şey o kadar basit değil!”
Neden insanlar, bağırmadığınız sürece sizi duymuyordu? Oysa en büyük çığlık sessizliğin rahatsız edici o burukluğuna gizlenmemiş miydi? Neden bunu görmek için illa dünyayı ateşe vermemiz gerekiyordu? Bir kibrit ateşinin aydınlığı neden yetmiyordu insanları doyurmaya?