Parmak değil, ayna
Toplumu yönetenler kim? Doktor, hakim, savcı, öğretmen, mühendis, esnaf… Bunlar uzaydan mı geliyor? Hayır. Bunlar bizim içimizden çıkıyor. Mahallemizde oynayan çocuklardan biri doktor oluyor, lisede aynı sırayı paylaştığımız arkadaşımız öğretmen, üniversitede kantin sırasında bekleyen genç belki de yarının savcısı. Yani şikâyet ettiğimiz, yargıladığımız, zaman zaman öfkelendiğimiz insanlar, aslında biziz. Bizden biri. Hatta bazen bizatihi kendimiziz.
Ne gariptir ki, bu meslek gruplarına dair her olumsuzlukta ilk yaptığımız şey parmak uzatmak oluyor. “Bu da mı doktor? Bu mu öğretmen?” deyip hayretler içinde eleştiriyoruz. Peki, durup düşündük mü hiç: Bu insanları kim yetiştiriyor? Kim bu değerleri veriyor ya da veremiyor? Onları bu toplumun içine kim bırakıyor? Cevabı net: Biz.
Ailede verilen terbiye, okulda aşılanan değerler, sokakta kurulan ilişkiler, ekranda izlettirilen örnekler… Hepsi ama hepsi bir çocuğun karakterini inşa eden tuğlalardır. Ve bu tuğlaları biz koyuyoruz. Yani kötü doktor da bizim eserimiz, vicdanlı hakim de. Rüşvet alan da bizdendir, hakkını savunan da.
Buna rağmen neden sürekli şikâyet ediyoruz? Neden herkes bir başkasını suçlama telaşında ama kimse aynaya bakma cesaretini gösteremiyor? Toplum dediğimiz yapı, her bireyin toplamıdır. Eğer bu toplamda bir çürüme varsa, bu çürümenin sorumluluğu hepimize aittir.
O halde gerçek bir değişim istiyorsak, önce kendimizden başlamalıyız. Çocuklarımıza ahlakı, dürüstlüğü, hakkı ve adaleti öğretmeden; okulda sadece bilgiye değil, vicdana da yatırım yapmadan; sokakta nezaketi yaşatmadan, yöneticilerden adalet beklemek ne kadar gerçekçidir?
Herkes değişimi başkasından bekliyor. Oysa asıl soru şu: Ben değişmeye var mıyım? Eğer cevabımız evet olursa, işte o zaman toplumu yönetenler de