Aytunç Canlay

Aytunç Canlay
@Aytunc10
Hayal kırıklığına uğramadığım tek yer; kendi içim. Tıpkı, Selim Işık gibi!
Tarih öğretmeni & Sigortacı
Lisans
Aydın Kuşadası
57 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Herkesin sürdürdüğü, sürdürürken memnun olduğu devrenin bir sonu gelir. Bazen bir hastalık, bazen bir ölümle işleyiş bozulur. Statüko sona erer. Bundan sonrası üzüntü, beklenti veya koyu bir hüzündür. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz sonra. O gün gelene kadar farkında olamazsın bile. "Bu kurduğum düzen hep böyle devam edecek" sanırsın. "Sonsuza kadar herkes sağlıklı, herkes yanımda, ben böyle gepegenç kalırım" diye düşünürsün ama işleyişi bozacak bir şey muhakkak olur. Yıllar devinir, onunla birlikte sen ve sana ait olan hatta olmayan her şey de devinir. Yaşlanır. Kötü bir hastalık girer artık hayatına. Veyahut birisi ölür. Bunlarla yaşamaya çalışırken tökezlersin. İşte gün o gündür. O gün bozulur kurduğun düzen. Allah'ım, ben hiç iyi değilim. Biliyorsun.
Reklam
"...Her ne amelim ki sâfi sanam, görürüm bir canibinden riya karışmış. Ve her ne fi'limi ki halis sanam, bakarım bir yanından heva girişmiş. Sakalım ağardı, henüz uslanmadım..."
Kafka'nın Şato romanında böyle genel bir bulanıklık hissi vardır. Bir sarsaklık, bir sersemlik hissi. Okurken "ulan bu sahiden oluyor mu yoksa düş mü görüyor?" ikilemi vardır. Gittiği yerleri hatırlamaz, yüzleri seçemez, öyle bir muhayyile. İşte o "Şato"nun içinde gibiyim epeydir. Bilincim açık, muhayyilem yerinde ama bulanıklığı da hissediyorum. Yüzler görüyorum ama bulanık. Sesler duyuyorum ama bulanık. Keşmekeş halinde sesler. Belki de en çok ben konuşuyorum. Kendimi duymak istemiyorum. Bana en acı şeyleri yine en çok ben söylüyorum çünkü.
Gün geçtikçe kendi içimde daha derine battığımı hissediyorum. Kendime erişemiyorum. Bir uğultudan başka hiçbir şeyi, hiç kimseyi duymuyorum. Kendimden çıkamıyorum. Çıkmak da istemiyorum ya zaten.
"...Mesutmuş, kocasını seviyormuş. Kendilerininmiş evleri... Bir suçlu gibi ezik, Sana selam söyledi."
Reklam