Spoiler içeren bir tür Gül Yetiştiren Adam incelemesi:
Gül Yetiştiren Adam, Rasim Özdenören tarafından kaleme alınmış bir romandır. Konu olarak edebiyatımızda Tanzimat Dönemi’nde başlayan batılılaşma-batıcılık konusunu yeniden kaleme almış ve iki uç yönü, iki ayrı hayatın kesitleriyle ortaya koymuştur. Rasim Özdenören’in Gül Yetiştiren Adam romanındaki ana karakterlerin her ikisi de değişen toplumda kendine yer edinememiştir.
Gül Yetiştiren Adam geç kalınmış bir direnişin tek neferidir. Kendini yıllarca evine hapsederek dış dünyayı sessizce protesto etmiştir fakat yıllar sonra bu sessizliğin protesto olmadığını ve kendini elli yıl boyunca kandırdığını kabul eder: “Eve kapanıp kalmakla insan değiştirmek istediği bir dünyayı değiştiremez.” (S:38)
Elli yılın ardından ilk defa torunu ile çıkar evden, sabah namazı için camiye giderler. Gül Yetiştiren Adam’ın yeni dünyadan habersiz kalması dünyanın değişimini durdurmamıştır. Her şeye hayretle bakar. Cami ve cemaati de etkileyen bu değişim için caminin çıkışında cemaate seslenir fakat eserin ilerleyen sayfalarda görülür ki toplumdan habersiz kalıp yabancılaşan bir adamın geç kalınmış isyanı ona “deli” yaftası vurdurmakta gecikmez. Toplumu eleştirebilmek için bile ona bir parça benzemek gerekir.
Eserde batılılık maddiyat ile doğululuk maneviyat ile ilişkilendirilmiştir. Her iki tutumda sosyal hayatta kendini belli eder. Batılılaşmayı irdeleyen bu eserin bir yüzü de Sitare’ye bakar. 'Modernleşemeyen/batılılaşamayan' Gül Yetiştiren Adam’ın karşısında 'yanlış modernleşen/batılılaşan' Sitareciler vardır. Hayattan daima umutsuz, mutsuz ve tatminsiz bir kadındır Sitare. Yaralı ruhunun ağrısını kumar masalarında, içki şişelerinde dindirmeye çalışır. Aile kavramından yoksundur ve çıkarcı olan ikiyüzlü arkadaş topluluğunun