Azad

Azad
@Azadi0_0
Her şeyden zor olan, sevilen olma kapılarını kapatıp mütevazi biçimde sadece sevgi veren olmaktır
Yazılım Mühendisi
Elazığ
2004
228 okur puanı
Haziran 2024 tarihinde katıldı
9/10
·331 syf.·
2025 37. kitabı
Körlük, Saramagonun kaleminden çıkan 1990'larda Nobel edebiyat ödülü alan bu roman insanlığın ne kadar vahşi,karanlık ahlâk diye yırtındığımız olgunun nasılda iğne ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor,sunuyor okura. Körlük gözle değil vicdanla görülemeyen, insanın içini oyup da dışına vuran türden,literal bir körlüğü anlatsa da aslında gözünü kaybeden insanların değil, vicdanını kaybetmiş bir toplumun yansımasıdır. Hikaye bir adamın trafikte ansızın kör olmasıyla başlıyor, gözlerine siyah bir karanlık değil de bembeyaz bir aydınlık çöküyor, kendi tabiriyle resmen bir süt havuzunun içindedir gözlerinin içi beyaz bir perdeyle kapanıyor, sonra bu körlük bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor, hükümet korkuya kapılıyor, hastalığı taşıyanları hızla izole ediyor, kör olanlar boş bir akıl hastanesine tıkılıyor, doktor, karısı, yaşlı adam, şaşı genç kız, gözünde siyah bant olan çocuk derken bir grup yabancı aynı karantinada buluyor kendini ve işte kör ve birbirini tanımayan insanlar bir araya gelince burada insanlığın gerçek yüzü ortaya çıkıyor. İnsanlar daha ilk günden yiyecek kavgasına tutuşuyor, düzen bozuluyor, tuvaletler taşıyor, ölüler gömülmüyor, kadınlar kendilerini korumak için bedenlerini feda etmek zorunda kalıyor, bir grup kör erkek gücü ele geçirip yiyecek karşılığında kadınlara tecavüz etmeye başlıyor, artık herkes sadece hayatta kalmaya çalışıyor, en temel ihtiyaçlar bile lüks haline geliyor kitaptaki tek gören kişi doktorun karısı o her şeyi görüyor bence bu bir ayrıcalık değil de bir lanet çünkü gördükçe insanların neye dönüştüğünü izlemek zorunda kalıyor, bazen yardım etmek istiyor ama yapamıyor bazen görmemeyi diliyor ama yine de grubunu bir arada tutan onları hayatta tutan kişide o Kitapta diğer eserlerden ayıran çok güzel bı detay var hiçbir karakterin ismi
1000Kitap
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ben seni ararken hep kendimi kaybettim. O yüzden her buluş bir kayboluştu.
Alıntı
9/10
·80 syf.·
2025 23. kitabı
Arayışlar, okurken çok zevk aldığım gerçekten ruha işleyen kitaplardan biridir arayışlar. Bu şaheser okuyucuyu yormuyor ama düşünmeye zorluyor. Okuyucuya bir şey öğretmiyor ama unuttuklarını hatırlatıyor anlatmıyor, hissettiriyor ve bazen, bu en çok ihtiyacımız olan şeydir değil mi? Gelelim kitaba ana karakterimiz Adine hem kendini, hem aşkı, hem de ait olduğu yer için sürekli bir arayış icinde bazen sokaklarda, bazen birinin gözlerinde, bazen de geçmişin puslu anılarında arayıp duruyor. Kitapta net bir olay akışı yok çünkü asıl olan duyguların, içsel dönüşümün kendisi. karakter bir şehirden diğerine giderken aslında içindeki boşluğu doldurmaya çalışıyor ama her gittiği yer, biraz daha derinleştiriyor o boşluğu çünkü ne kadar uzağa gidersen git, kendini de yanında götürüyorsun kitapta beni en çok etkileyen bölümlerden biri, geçmişe dönüp bir mektubu okuduğu an oldu çünkü orada anlıyoruz ki, aradığı şey yıllar önce yitirdiği bir parçaymış ve onu dışarıda değil, içinde bir yerlerde araması gerekiyormuş ayrıca kitapta çok güzel bir alıntıya parmak basmak istiyorum: "İnsan bazen ait olmadığı yerlere bile tutunmak ister. Çünkü yalnızlık, bazen yanlış insanlardan bile daha sessizdir" Ne kadarda etkileyici bir cümle derin, dramatik bir o kadar karanlık, yazarımız ustalıkla çok derin bi konuya öz cümleyle yaklaşmış,gerçekten de ait hissetmesek bile o yerde o kişide kalıyoruz ,kalmak istiyoruz, bekliyoruz, susuyoruz çünkü korkuyoruz yalnız kalmaktan,bidaha sevilmemekten korkuyoruz. Velhasıl kelam kitabın sonunda anlıyoruz ki, karakterimizin aradığı yer bir insan değil, bir duygu değil, bir şehir değilmiş o sadece kendini arıyormuş. Kendiyle barışmadan hiçbir yere ait olamayacağını anlaması gerekiyormuş. Bu kitaptan sonrada şunu farkettim, ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş,
Alıntı
ArayışlarLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202512bin okunma
Devleti eskiden okuduğumda bu hikayeyi bu kadar derinden hissetmemiştim yıllar sonra tekrardan devleti okumaya başlayınca çok dikkatimi çekti Platon her ne kadar cezanın varlığından ötürü iyi miyiz yoksa iyi olduğumuz için mi iyiyiz üzerinden bize bunu sundada yinede o kadar ince bir noktaya parmak basıyor ki herkesin kendine sorması gereken bi soruyu daha sordurtuyor İnsan benliği distopik bir canavar mı yoksa en kötünün bile içinde iyilik var mı? Platonun bize bu soruyu şu hikayeyle sorgulattırıyor Hikâyeye göre Gyges adında bir çoban, dağda yürürken toprağın yarıldığını görür ve içine iner. Orada devasa bir ceset bulur. Cesedin parmağındaki parlak yüzüğü alır. Bir süre sonra fark eder ki bu yüzük onu görünmez yapmaktadır artık kimse onun ne yaptığını göremez. Gyges bu gücü kullanarak kraliçeyi baştan çıkarır, kralı öldürür ve tahtı ele geçirir hiçbir ceza görmeden engellenmeden her istediğini yapar. Burada Platon, önemli bir soruyu gündeme getirir insanlar gerçekten adil oldukları için mi adildir yoksa sadece ceza korkusuyla mı doğru davranırlar? eğer kimse görmeseydi insanlar yine de ahlaklı davranır mıydı? Platon bu soruyla, adaletin sadece toplumun baskısıyla mı yoksa insanın içinden mi geldiğini tartışmaya açar. Gyges’in yüzüğü bugün bile insanın içindeki iyilik ve kötülüğün sınırlarını düşündüren bir simgedir. Asıl mesele şudur kimse seni izlemiyorken de doğru olanı yapar mısın?
Alıntı