Azad

Azad
@Azadi0_0
Her şeyden zor olan, sevilen olma kapılarını kapatıp mütevazi biçimde sadece sevgi veren olmaktır
Yazılım Mühendisi
Elazığ
2004
228 okur puanı
Haziran 2024 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
10/10
·376 syf.·
2025 45. kitabı
Ölüler Evinden Anilar; Dostoyevski tarihin gördüğü en iyi yazardır sözünün doğru olduğu veya olucağını gösteren çok önemli bir eserdir. Eser 1860 yılına yayınlanmıştır. Dostoyevskiyi 1854-1859 yılları arasına siyasi suçtan ötürü çarlık tarafinan 21 arkadaşı ile beraber Sibiryaya hapis cezasına gönderilir ve burda idam cezası verilir idama kadar süren mahkûmluk serüveni dostoyevskiyi oluğu konumdan çok çok ileriye götürmüştür. Bu hapis yıllarından sonra dostoyevski edebiyat tarihine damga vurucak eserleri yazmıştır çünkü hapishanede kaldığı bu yıllarda her kesim insanı, her karakterde insanı analiz edip tanıma fırsatı bulmuştur, öyle bı analiz ki kitapta ilk zamanlar ana karakterin yazdığı mektupta buradaki köylü sınıfının ne kadar mide bulandırıcı ve cahil olduğunu söyleyip ilerleyen kısımlarda yazdığı bı mektupta daha aralarında iyi insanların olduğunu o kadarda kötü olmadıklarını söylüyor dostoyevskinin bu denli farklı kişilikler ile tanışması Karamozov kardeşleri,suç ve cezayı, yeraltından notları yazarken bu kadar etkileyici karakterlerle sunmasına şahsen olanak sağlamıştır. Gelelim kitaba kitap ana karakterimiz Goryancikovun karısını öldürüp 10 yıl Sibiryada hapis cezası almasına ve bu süreçteki gördüğü şeyleri yazması üzerinden gelişiyor,ana karakterimiz hapisten sonra küçük bir kasabada Fransızca dersi veriyor ve kitabın başlarında ölüyor, karakterimizin yazdığı notları bulan kişi bunları okuyor kitapta bu yazılan notlar üzerinden devam ediyor. Kitap öyle olay akışı olan bir eser değil çocu kişi muthemelen okurken sıkılıcaktır,kitap giriş gelişme sonuç şeklinde değilde her bı yan karakterin ruh ve kişilik analizine göre hikaye hikaye şeklinde ilerliyor demek doğru bı ifade olur yani bı bakıyorsun aşçının hikayesi bı bakıyorsun bı askerin hikayesi bı bakıyorsun
Alıntı
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·168 syf.·
2025 24. kitabı
Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi adlı eseri çok güzel bir kitaptır peki düşündünüz mü bu kadar imgesel bir yazar olan Aytmatov neden Beyaz gemi ismini kullanmış neden yeşil değil veya başka bişey değil, ben merak ettim ve çok güzel bı nokta yakaladım kendimce, beyaz Kırgızistanda özgürlüğü sembolize ediyorda ondan bu kitabın yazıldığı zamanlar Kırgızistan tabiri caizse kızıldı Sovyetlerin Kırgızları asimile çabaları yüzünden kan ve sefaletin olduğu yıllardır o yüzden işte o gemi Beyaz gemi. Kitabımız bir çocuğun gözünden anlatılan derin, sarsıcı ve sembollerle dolu bir romandır kitapta adını bilmediğimiz küçük bir erkek çocuğun yaşamına tanıklık ediyoruz bu çocuk Kırgızistan’ın isık gölü yakınlarında ormanın içinde dedesi ve birkaç yetişkinle birlikte yaşamaktadır. Bu yalnız çocuk annesiz ve babasızdır tamda bu yüzden Cengiz Aytmatov küçük çocuğa bir isim vermez hatta kitabı yayınladıktan sonra bir konferansta genç bir cocuk aytmatova beyaz gemideki çocuk bendim der, Aytmatov ise doğru o çocuk sendin o çocuk annesiz babasız olan herkesdir diye söyler gelelim yeniden kitaptaki çocuğumuza karakterimiz hayal gücüne sarılarak yaşar en büyük hayali uzaktan gözüken o beyaz gemiye bir gün ulaşmaktır. Cocuk içinde bulunduğu gerçekliğin sertliğini, dedesinin anlattığı masallarla yumuşatır dedesi mümin dede çocuğun dünyasında çok önemli bir yere sahiptir ona eski türk efsanelerini doğayla iç içe yaşamı ve iyiliğin, sabrın değerini anlatır özellikle Boynuzlu Maral Ana efsanesi çocuğun iç dünyasında bir sığınak gibi yer eder maral ana doğanın anavatanın, saflığın ve koruyuculuğun sembolüdür. Çocuk bu efsaneye öylesine inanır ki dünyadaki bütün iyiliği onunla özdeşleştirir fakat roman ilerledikçe bu masalsı dünya gerçeklerin acımasızlığıyla çatışmaya başlar.Aytmatov her kitabında
Edebiyat
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,3bin okunma
9/10
·331 syf.·
2025 37. kitabı
Körlük, Saramagonun kaleminden çıkan 1990'larda Nobel edebiyat ödülü alan bu roman insanlığın ne kadar vahşi,karanlık ahlâk diye yırtındığımız olgunun nasılda iğne ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor,sunuyor okura. Körlük gözle değil vicdanla görülemeyen, insanın içini oyup da dışına vuran türden,literal bir körlüğü anlatsa da aslında gözünü kaybeden insanların değil, vicdanını kaybetmiş bir toplumun yansımasıdır. Hikaye bir adamın trafikte ansızın kör olmasıyla başlıyor, gözlerine siyah bir karanlık değil de bembeyaz bir aydınlık çöküyor, kendi tabiriyle resmen bir süt havuzunun içindedir gözlerinin içi beyaz bir perdeyle kapanıyor, sonra bu körlük bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor, hükümet korkuya kapılıyor, hastalığı taşıyanları hızla izole ediyor, kör olanlar boş bir akıl hastanesine tıkılıyor, doktor, karısı, yaşlı adam, şaşı genç kız, gözünde siyah bant olan çocuk derken bir grup yabancı aynı karantinada buluyor kendini ve işte kör ve birbirini tanımayan insanlar bir araya gelince burada insanlığın gerçek yüzü ortaya çıkıyor. İnsanlar daha ilk günden yiyecek kavgasına tutuşuyor, düzen bozuluyor, tuvaletler taşıyor, ölüler gömülmüyor, kadınlar kendilerini korumak için bedenlerini feda etmek zorunda kalıyor, bir grup kör erkek gücü ele geçirip yiyecek karşılığında kadınlara tecavüz etmeye başlıyor, artık herkes sadece hayatta kalmaya çalışıyor, en temel ihtiyaçlar bile lüks haline geliyor kitaptaki tek gören kişi doktorun karısı o her şeyi görüyor bence bu bir ayrıcalık değil de bir lanet çünkü gördükçe insanların neye dönüştüğünü izlemek zorunda kalıyor, bazen yardım etmek istiyor ama yapamıyor bazen görmemeyi diliyor ama yine de grubunu bir arada tutan onları hayatta tutan kişide o Kitapta diğer eserlerden ayıran çok güzel bı detay var hiçbir karakterin ismi
1000Kitap
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,8bin okunma
9/10
·80 syf.·
2025 23. kitabı
Arayışlar, okurken çok zevk aldığım gerçekten ruha işleyen kitaplardan biridir arayışlar. Bu şaheser okuyucuyu yormuyor ama düşünmeye zorluyor. Okuyucuya bir şey öğretmiyor ama unuttuklarını hatırlatıyor anlatmıyor, hissettiriyor ve bazen, bu en çok ihtiyacımız olan şeydir değil mi? Gelelim kitaba ana karakterimiz Adine hem kendini, hem aşkı, hem de ait olduğu yer için sürekli bir arayış icinde bazen sokaklarda, bazen birinin gözlerinde, bazen de geçmişin puslu anılarında arayıp duruyor. Kitapta net bir olay akışı yok çünkü asıl olan duyguların, içsel dönüşümün kendisi. karakter bir şehirden diğerine giderken aslında içindeki boşluğu doldurmaya çalışıyor ama her gittiği yer, biraz daha derinleştiriyor o boşluğu çünkü ne kadar uzağa gidersen git, kendini de yanında götürüyorsun kitapta beni en çok etkileyen bölümlerden biri, geçmişe dönüp bir mektubu okuduğu an oldu çünkü orada anlıyoruz ki, aradığı şey yıllar önce yitirdiği bir parçaymış ve onu dışarıda değil, içinde bir yerlerde araması gerekiyormuş ayrıca kitapta çok güzel bir alıntıya parmak basmak istiyorum: "İnsan bazen ait olmadığı yerlere bile tutunmak ister. Çünkü yalnızlık, bazen yanlış insanlardan bile daha sessizdir" Ne kadarda etkileyici bir cümle derin, dramatik bir o kadar karanlık, yazarımız ustalıkla çok derin bi konuya öz cümleyle yaklaşmış,gerçekten de ait hissetmesek bile o yerde o kişide kalıyoruz ,kalmak istiyoruz, bekliyoruz, susuyoruz çünkü korkuyoruz yalnız kalmaktan,bidaha sevilmemekten korkuyoruz. Velhasıl kelam kitabın sonunda anlıyoruz ki, karakterimizin aradığı yer bir insan değil, bir duygu değil, bir şehir değilmiş o sadece kendini arıyormuş. Kendiyle barışmadan hiçbir yere ait olamayacağını anlaması gerekiyormuş. Bu kitaptan sonrada şunu farkettim, ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş,
Alıntı
ArayışlarLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,9bin okunma
9/10
·70 syf.·
2025 4. kitabı
Bu kitap seni susturmaz tam tersine, belki de ilk defa konuşturur. Zweig Zweig Zweig her kitabı yazdığı her cümle insanı gercekten hayretler içerisinde bırakıyor gelin şu incecik kitabı bı tahlil edelim. “Rahel Tanrıyla Hesaplaşıyor” adlı kısa ama çok yoğun anlatımı gerçekten beni sarstı diyebilirim küçücük bir metin gibi duruyor ama altı öyle derin ki okudukça büyüyor kafanda. Bu kitap bir hikayeden çok bir çığlık bence, içe atılmış, yutulmuş, bastırılmış bir çığlık. En sonunda da patlıyor işte, hem Rahel’in içinde hem de okurun içinde. Zweig genelde insan ruhunun sınırlarında dolaşmayı seven bir yazar ama burada bambaşka bir boyuta geçmiş. Rahel karakteri sadece bir kadın değil, bir insanın Tanrıyla, kaderle, acıyla, suskunlukla ve adaletle olan kavgası gibi. Sanki herkezin içindeki o kırgın taraf, o sorgulayan ses karakterin ağzından konuşuyor. rahelin en vurucu yanı, başına gelen onca felaketten sonra sessiz kalmayışı. Başlarda sabrediyor, susuyor, dayanıyor. Ama en sonunda artık içinde biriken her şey taşmaya başlıyor. Tanrıya hesap sormaya başlıyor. Öyle büyük teolojik cümlelerle değil, yüreğinden çıkan saf, acılı sözlerle Yani bu hikâye sadece Rahel’in değil aslında, hepimizin hikâyesi gibi. Hayatın adaletsizliklerine karşı sustuk sustuk ama içten içe hep bir “neden” vardı Zweig o sessiz “neden”leri ana karakterimizin ağzından haykırtıyor Kitap boyunca rahelin yaşadığı yıkımların, acıların detaylarına girmiyor ama hissediyorsun o acıyı öyle bir anlatıyor ki eksik cümlelerle bile içini yakıyor. Ama asıl sert olan şu karakterimiz sadece tanrıyla değil toplumla da hesaplaşıyor cünkü herkes susmuşken, herkes olanı izlerken, o tek başına ayağa kalkıyor. Bu sahne bana göre kitabın zirvesi. Çünkü sadece tanrı değil insan da yargılanıyor orada sessiz kalan herkesi
Alıntı
Rahel Tanrı’yla HesaplaşıyorStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,8bin okunma