Bu kitap için doğru sözcükleri bulmak bir mucize. Ya bir insana bir kitap kendini parşömen olarak hayal ettirir mi??? Ettirdi ki hem de ne ettirdi. Leylelar... Mecnunlar... Babil Istanbul arasi mekik dokumalar... üslûp desen zaten tartışmaya bile kapalı. Osmanlı döneminden izler taşıyan, Kanuni'nin Irakeyn seferi, Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun'u Nefi, Zati Efendi, Matrakçu Nasuh Efendi derken divan edebiyatımızı da özet geçen nadide bir eser. Divan edebiyatımızdan çok güzel kesitleri var. Yazar yazmış yani diyip kitap bitince hem eskimiş bilgilerinizi tazeliyorsunuz. Bilginizin olmadığı şeyleri öğrenebiliyorsunuz. Kitapta baştan sonu sırlar örülü... Ha vardım ha varacağım derken sonucunu okuyunca görebileceğiniz bir eser. Ancak kitabın okuyana önerisi "Bizce aşkı bilmeyen biri bu kitabı hiç eline almamalıdır." Lakin kim olursa olsun bu kitabı okumalı, bilgilenmeli, kültürlenmeli...
Kitaptaki olay kurgulamalari gerçekten çok iyi. Ikinciye okumama rağmen yine sıkmadan okuttu. Çeviri kısımlarından türkçeye uyarlanirken dilimize daha güzel oturan anlamlar çıkarmış gerçekten kitabın çevirisini yapan ;) Zaten herkesin okumasa da bildiği bir romandır diye düşünüyorum. Sadece ilk okuduğumda henüz filmini izlememistim. Bu kez okuduğumda seyirci gözüyle okudum. Ne hayalimdeki ilk Bella vardı hafizamda ne de Edward... hepsi uçup gitmiş bana kalan sadece görsel hafizamdaki yani izlediğim yönetmenin ortaya çıkarmış olduğu kişiler ve sahneler vardı. Romandaki herşeyin yerini film aldıktan sonra biraz birşeylerin tadının kaçtığını hissettim. Belki seriyi birçok kez bitirdiğim için belki de kitabi 2 kez okuduğum için.
"Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına...Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem...Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi...Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi...Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi...Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi...Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi...Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını,Babil uyandığı zaman?"