"Horoz bu dört duvar arasında hoşnut. Yiyip içip üstümüze atlamak yetiyor ona. Ama ben her zamandan çok şimdi kocaman avluların özlemini duyuyorum. Duvarların ardında, o uçsuz bucaksız dünyada daha iyi tavuklar, daha anlayışlı horozlarla geçecek günlerin özlemiyle doluyum.
Bıktım buradan. Kaçacağım. Ama köpekler varmış, başka canavarlar varmış, olsun. Bu defa kanatlarımı açar uçuveririm, hırpalatmam kendimi onlara. Şimdi de bir şeyim yok. Yalnız ensem sancıyor az. Hele o geçsin, hele kanatlarım az daha uzasın kaçacağım buralardan."
"Giderek daha huysuz ve sinirli bir tip olmaya başlamıştım. Daha az hayal kuruyordum. Sonunda bunun nedeninin rüya görememek olduğunu anladım. Gerçek dünya dediğimiz o korkunç kısıtlamalarla dolu yerde gözlerimi kapatıp aynı ona benzer bir başka yerde uyanmak beni mutsuz ediyordu.
"Yirmiş beş yıllık öğretim üyesi Profesör Olcayto Fişek sınıfa girdiğindei mesleğe ilk başladığı günkü inançlarının hiç değişmediğini farketti: Öğrencilerinin hepsi geri zekalıydı!
Örneğin şu en ön sırada oturan kıvırcık uzun saçlı, suratındaki o her daim memnun ifadeyle angutluğunu taçlandıran çam yarmasına kim klinik psikoloji master öğrencisi diyebilirdi ki? Ya da en arkada walkmen dinleyerek uyuklamakta olan sıska, sivilceli, sözümona çiçek çocuğa. Çiçekten çok sıçılmış bol soğanlı kapuskaya benziyor, diye düşündü Profesör Fİşek."