Bir yazar ama henüz kitap yayınlatmamış(yazdıklarını okurlarına kavuşturmak en büyük hayali)
Gerçek hayatta görünmez, muhtemelen önemsiz biri.(sözcükleriyle dikkat çekmek istiyor.)
️
Sayfa 53 "Düğme var, ilik yok" bölümü içimde çok huzurlu ve aynı zamanda riskli düşünceler büyütüyor. Hayatı 'bunu sevdiğim ve canım istediği için yaptım' diyerek yaşamak nasıldır acaba? Yoksa dünya bunun için fazla mı kirli? İnsan hayatı böyle bir yaşam sürmek için çok mu ağır?
(Bu sefer tüm bölümün altını çizmek istedim.)
İrade veya tutku gibi kelimelerin ne anlama geldiğini irdelememeye karar vermişti çünkü güvenmesi gerekenin, benliğini yönlendirmek adına sürekli tekrar ettiği bu kelimeler değil; kendi sağduyusu olduğunu düşünüyordu. Artık bir alanı sevmesi, kendini huzurlu hissedip büsbütün olduğu gibi var olabilmesi, kendini dışlamadan kabullenebilmesi, o alanda kendine değer verip sevmesi gibi niteliklere bağlıydı.
Yazarla kendimi çok benzetiyorum. Nedendir bilmem, kelimelerinin ardındaki sessiz haykırışı duyuyorum belki de. Ya da sadece saçmalıyorum. Ama kendini ifade etmeye çalışan fakat bunu beceremeyen insanları çok iyi anlarım. Kelimelerin yetersiz kaldığı hisleri... Yazarın aralarda okuruyla konuştuğu kısımlar aslında benim en sevdiğim kısımlar oldu. Kitabı benim için okunmaya değer kılan yerler de...
Yazarın kendi içindeki çatışmasını okumak; kendime bir aynada, ruhumu yansıtan bir aynada bakmak gibiydi. Müthiş bir sıradanlık ve ironiden doğan bu hikaye başkaları için ne hissettirdi(belki şaşkınlık belki acıma belki ne saçmalıyor bu yazar düşüncesi)bilmiyorum ama bana beni anlattı. Edebiyat dünyasında kendime en yakın hissettiğim yazar Osamu Dazai olabilir. Hissettirmeden hissettiriyor, anlatmadan anlatıyor. Süslü cümlelere gerek yok.