Ben; seni, düğümlenen solukların arasında,
“Yok” fiilinin “hiç” ile pekiştirildiği anlarda,
Gitmenin en çok “kalana” koyduğu vedalarda,
Kötü haber verilmeden hemen önce ki sessizlikte,
Karar verilince tokmağın sesiyle oluşan telaşlarda,
Kadehin sonunda kalan ısınmış rakıyı içince,
Yutkunmamak için direten gırtlağın çaresizliklerinde,
Merhumun, iyi olmasa da iyi bilindiği çevrelerde,
Mahkumun cezasını arttıran disiplin suçlarında,
Zanlının hükmüne iyi hal indirimi yapılan iyi hallerde,
Şerrin içinde ki hayırlarda,
Yenilen kazıklardan kâr kalan tecrübelerde,
“Sevdiğin kadar sevilirsin” diyen şairin müşterekliğinde,
Masa da “sonsuza kadar evet” cevabının ardından
Gelen sonlarda,
Aradım seni-Aradım seni-Aradım seni..
Yoktun-Yoktun-Yoktun..
Pes etmedim ama.. Ben ki;
“Senden umudumu keserken bile kör bıçak kullandım, bir UMUT...
Bıçak kesmedi ve ben pes etmedim..