Çünkü zaten işlerini zekice yapacaklarsa genel bir fikirleri olmak zorundaydı, ancak toplumun iyi ve mutlu üyeleri olacaklarsa ne kadar az bilirlerse o kadar iyi olurdu. Çünkü herkesin bildiği gibi, tikeller, erdem ve mutluluğu getirir; genellikler ise entellektüel açıdan kaçınılmaz belalardır. Toplumun omurgasını düşünürler değil, oymacılar ve pul koleksiyoncuları oluşturur.
Suçsavma, tehlikeli bir fikrin eşiğine ulaşır ulaşmaz adeta içgüdüsel bir ferasetle kendini engelleyebilme kuvveti manasına gelir. Kıyasları idrak edememe, mantık hatalarını fark edememe, İngsos’a ters düştüğü takdirde en basit iddiaları dahi yanlış anlama, doktrinlere karşı olabilecek her türlü fikir silsilesinden sıkılma ve iğrenme kabiliyeti de buna dahildir. Kısacası suçsavma emniyetli bir aptallık demektir.
“Kast ettiğim itiraf etme meselesi değil. İtiraf ihanet değildir. Söylediklerinin ve yaptıklarının önemi yok; önemli olan hissettiklerin. Seni sevmeme engel olabilirlerse - işte gerçek ihanet bu olur.”
Yapmamış olmaktansa yapmış olmayı tercih ettiğim için pişmanım yapmadığıma. Oynadığımız bu oyunu kazanamayız. Bazı başarısızlıklar diğerlerinden daha iyidir, hepsi bu.
Püf noktası buydu işte; bilinçsizliğe bilinçli bir biçimde ikna olmak ve sonra yeniden, az önce gerçekleştirdiğiniz hipnoz eyleminin bilincine varmamak. “Eşdüşün” sözcüğünü anlamak için bile eşdüşünme yöntemini kullanmak gerekiyordu.