Postmodern bir roman olması, Türkiye'nin en çok yarıda bırakılan kitabı olması, anlatımının ağır olduğu söylentileri gibi sebeplerden sürekli okumayı ertelediğim o kitap...
" Bu kitap ne ciddi kavgaların ne büyük ve yaygın sıkıntıların, ne de ezilen insanlarin romanıdır; bu kitap mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır"
Selim herkesin hayatına dokundu, yer edindi. Selim de sevildi ancak ona yetmedi. Hayatın akışına uyum sağlayamadı, kötülüklerden, herkesçe kabul edilmiş doğrulardan kaçmak istedi. Kendini hiçbir yere ait hissetmedi. Toplumda kendine bir yer bulamadı ya da toplum ona uygun bir yer yaratamadı. Kimseye bir sey anlatmadı, anlatmadan anlaşılmak istedi. Selim nahifliğiyle, inceliğiyle, iç kavgalarıyla bu dünyaya ait degildi bence.
"Selim herkesin yüzüne bağırmak istedi kötüsünüz diye. Ruhu ezildi. Kendi sesini duydu yalnız. Sonunda kendi kötülüğünde karar kıldı"
Canım Selim tutunamadı hayata... Bat dünya bat
Turgut ise hayata tutunamayan arkadasi Selim'in ölümünü kendi ihmalsizliğine yordu. Başlarda Selim'in ölümüne inanmasa da araştırmaları sonucu bulduğu Selim'in yazdığı şarkılar, günlüğü ve arkadaşlarından edindiği bilgiler kanıt niteliğindeydi. Turgut Selim'in iç dünyasını anlamaya çalışırken kendi iç dünyasında kayboldu
Ön yargılarımın aksine okurken zorlanmadığım zevk alarak okuduğum bitmesini istemediğim ve Oğuz Atay'a hayranlık duymaya başladığım bir kitap oldu kendisi.
Hoşça kal Selimcim Işık
Hoşça kal Turgutcum Özben..