Efendim anlaşılmıyor ki... Bu adamların istedikleri nedir? Şık gezmek mi? Çünkü insan pek şık olur da açık olmaz. Sonra mesela öyle kadınlar var ki şıklıktan bihaberdirler de paçaları, etekleri görünür. Bunlara ses çıkmaz da örtülü, ciddi kıyafetli, fakat şık sokağa çıkanlar istisnasız herkesin itirazına uğrar.
Buna cevaben Mediha Hanım:
- A hemşire, yasak olan bu ağaların şimdiye kadar görmediğini yapmaktır. Bunu anlamıyor musunuz canım?
Sayfa 37 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
...kadınlarımızın hayat şartlarına en derin sızlayan kalplerden biri de benim kalbimdir. Kadınlık kutsal ve kıymetlidir, çünkü evvela hayatı, sonra da saadeti kendilerine borçluyuz. Bunun için onlara layık oldukları yüce mevkiyi vermeliyiz. Bazı eserlerimde bir veya birkaç yahut daha doğrusu bir sınıf kadınların aleyhinde bulunduğum için beni kadınlık aleyhinde zannetmek büyük bir hata olur. Ben bu hayat şartlarından memnun olmayıp da şikâyet edenlere saldıran kadınların karşısındayım. Avrupa'da kadınlar seçim hakkı, memuriyet hakkı istiyorlar... Biz ise onları burada refah ve saadet hakkından değil, hayat hakkından mahrum bırakıyoruz. Zira karanlık evlerinde yosunlanan kadınlar için hiç kimse yaşıyor diye iddia edemez. Evler böyle... Sokağa gelince, bugün namuslu bir kadın sokağa çıkma mecburiyetini azap olarak bilir. Çünkü azıcık temiz ve şık oldu mu bütün erkekler tacizkâr tavırlar ve bakışlarla kendisini durmadan rahatsız ederler. Bu tacizi dil ve hatta elle yapmaya kadar küstahlığa götürenler de olur. Sonra da bazen kadın olmak itibarıyla süse düşkün olan zavallıların kıyafetlerine hücum olunur; hükümet ikide birde kim bilir nasıl garip fikirler ve akımlara yenik düşerek bu hücumu teşvik edecek beyannamelerle bu hareketi kızıştırır. O zaman biraz modaya uygun bir kıyafetle sokağa çıkan kadınlar için her adımda küstah bir taciz muhakkaktır. Kadın, erkek, ihtiyar, genç, bey, ağa... Herkes... Kızlarını, karılarını aynı kıyafetle sokağa çıkaran adamlar bile, bu zavallıya lanet bakışlarla bakarlar. Bu ise hiç hayat değildir, yalnız bir işkence... Eğer ahlaksa bu yalnız kıyafetle şart değildir. Mesela bol çarşaf giyen kadınların içinde kötüleri yok mudur? Şık bir kadın adap ve terbiye içinde giderken, niçin itiraza maruz kalsın? Dar çarşaf giyen kadınlar bence bunu
Sayfa 30 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Ahlak ve tavır, eğilimler ve fikirler bizim için o kadar önemsiz şeylerdir ki bahse bile layık görülmez. Düşünmezler ki hayat yalnız bunlardan oluşmuş ve yalnız bunlardan ibarettir. Oldukça zengin görünen, söylentiye göre namuslu ve iyi hal sahibi bir erkeğe kıymetli kızlarını hemen, tereddüt etmeden verirler. Senelerden beri bir çiçek gibi naz ve nimet içinde yetiştirilmiş yavrularını bu adamın kollarının, daha doğrusu pençelerinin arasına atarlar. Sonra üç gün içinde gerçekleşen felaketle bedbaht, ağlamaklı olan çocuklarının matemini pişmanlık ve azap içinde senelerce tutarlar. Bugün ailelerimizin yüzde doksan dokuzu uygunsuzluk, geçimsizlik içinde feryat ediyor ve sonra bunu hemen her aileye has kaderin uğursuzluğuna bağlıyorlar. Bilmiyorlar, düşünmüyorlar ki kader bizim kendi hareketlerimizin sonucuna kendimizin verdiği bir isimdir. Bütün çektiklerimizin yalnız kendi sersemliğimizin sonucu olduğunu bilmek istemeyerek kendimizi sorumluluktan kurtarmak için uydurulmuş bir sözdür. İşte böyle kadere bağladığımız bu sefalet içinde âcizlik ve ıstırapla sürünüyorken buna nazaran önemsiz, görünürdeki sefaletlere karşı duygusuz kalamayan bütün millet, samimi hayatını harap eden bir yaraya karşı tevekkül ve ihtiyat içinde sükût ediyor.
Sayfa 21 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
...bütün vaktimi şiire, edebiyata adadım. Demek ki hassas ve derin bir ruh benim gibi uzun seneler böyle edebiyat sayesinde şiir ve hülyayla beslenir de sonra bu kadar adi bir muhite düşerse tabii ve zoraki bir şekilde uyuşmazlık ortaya çıkıyor. Ve bu uyuşmazlık kadar ruhu harap eden başka bir şey olamaz. Dünyada muhitine yabancı olmak kadar katlanılmaz bir felaket yoktur sanırım.
Ya nelerini ve hangilerini beğeneyim yarabbim? Beğenecek neleri var? Hayatları mı, zevkleri mi? Erkeği kadını, ihtiyarı genci yalnız dedikoduyla, boğazlarıyla memnun ve mesut olabilen, her türlü zevkten, güzellikten mahrum yaşaya yaşaya pıhtılaşmış olan bu hayat bana o kadar iğrenç geliyor ki... İstanbul hanımları hayatlarını bütün zevklerini oluşturan dedikoduya adamışlar, ihtiyaçsız, kendilerinden memnun, komşularına, eğlencelerine devam ederek, herkes mevsimine ve köyüne göre çayırlarda, rıhtım taşlarında, dere kenarlarında toplanıp bağdaş kurup birbirini çekiştirmekle yetinerek yaşıyorlar. Hiçbir yerde kadınlık bu kadar adileşmemiştir, buna eminim. Yarabbim, buraya geldim geleli haline ve tavrına hayran olacak daha bir kadına tesadüf edemedim. Hepsi adi... İstisnasız...
Sayfa 16 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bugün İstanbul'un bilinen tabiriyle "Ne güzel eğlendik!" Çünkü tiyatroya gittik. Amca Bey'imizin nasılsa fevkalade bir surette müsaade etme lütufkârlığı tuttu
Sayfa 13 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu