Dr. M.Kürşad

Dr. M.Kürşad
Taş kırılır, tunç erir, Türklük ebedidir.
Hayatın anlamını, varoluş sebebini arayan, yüce insan.
Puan vermedi
Tolstoy, herzaman okumaktan zevk aldığım, beni kendine çeken, her okuduğumda da beni kendime getiren bir yazardır. Bu kitabı daha önce okumadığım için de üzüldüm açıkçası. Benim gibi geç kalmadan okumanızı tavsiye ediyorum. Tolstoy kitabında beyhude bir yaşam sürdüğünü fark edip; varoluş sebebini aramaya başlıyor, "neden ve ya sonra" sorularını sorarak çıktığı yolda, sorularının cevabını akıl, bilim, felsefe ve insan ekseninde aramaya başlıyor. Tolstoy bu süreci anlatırken, hem araştırma yol ve yöntemlerine hem kendi düşünce dünyasında yaşadığı bunalımlara, buhranlara, intihar fikrine, yaşama arzusuna, hem boş ve anlamsız süregelen hayatına yer veriyor kitapta. Kendi öz eleştirisini öyle güzel yapıyor ki, bilgiye erişme yöntemleri ve zekasına hayran bırakıyor. Tolstoy uzun ve meşakkatli cevap arayışını, Tolstoy'a yakışır şekilde bütün incelikleriyle, bütün başvurulabilinecek kişi, yöntem ve delillerle yapıyor. Kitapta hayatını ve araştırma sürciniözetle şöyle anlatıyor: "Başıma gelenler şunun gibi bir şeydi: Oraya nasıl geldiğimi bilmeden, kendimi bilinmeyen bir sahilden yola çıkmış bir kayıkta bulmuştum. Diğer kıyıya olan yol gösterilmiş, tecrübesiz ellerime kürekler yerleştirilmiş ve yalnız bırakılmıştım. Kürekleri elimden geldiğince güçlü çekip hareket ediyordum. Fakat merkeze ne kadar varmaya çalışırsam çalışayım, akıntı beni yolumdan o kadar saptırıyordu ve gittikçe daha çok akıntıda yolunu kaybetmiş kişiyle karşılaşıyordum. Bazıları hâlâ kürek çekiyordu, bazılarıysa küreklerini atmıştı. İnsanlarla dolu büyük kayıklar, dev gemiler vardi. Bazısı akıntıya karşı mücadele ediyor, kimisi ise akıntıya kapılıp gidiyordu. Daha ileriye gittikçe akıntıyla nehrin aşağısına doğru sürüklenenleri görüyor ve gideceğim sahili iyice unutuyordum. Nehrin ortasında, akıntıyla aşağı
İtiraflarımLev Tolstoy · İskele Yayıncılık · 202129,3bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Siyonizm ve Türkiye
Puan vermedi·208 syf.··
2022 78. kitabı
Süleyman Kocabaş’ın kaleme aldığı Siyonizm ve Türkiye, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet yıllarına uzanan süreçte Siyonist hareketin Türkiye üzerindeki etkilerini merkezine alan, incelemedir. Yazar, yalnızca diplomatik gelişmeleri değil; ekonomi, basın, kültür ve dış politika alanlarını da kapsayan geniş bir etki ağı tasvir eder. Kocabaş’ın temel yaklaşımı, Siyonizmi yalnızca Filistin merkezli bir yerleşim hareketi olarak değil, küresel ölçekte siyasal ve ekonomik nüfuz kurmayı hedefleyen uzun vadeli bir proje olarak ele almaktır. Kitapta Osmanlı Devleti’nin zayıflama sürecinde borçlandırma politikaları, yabancı sermaye ilişkileri ve diplomatik baskı mekanizmalarının bu hedef doğrultusunda nasıl kullanıldığı anlatılır. Filistin meselesinin bu büyük planin görünen yüzü oldugunu görüyoruz. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına gelindiğinde ise yazar, Batı dünyasıyla kurulan ilişkilerin arka planında çeşitli lobi faaliyetlerinin ve finans çevrelerinin etkili olduğunu belgelerle ortaya koyuyor. Basın yoluyla kamuoyu yönlendirilmesi, akademik üretim üzerinden fikir inşası ve dış politikada dolaylı baskılar kitabın önemli argümanları arasındadır. Türkiye, sadece askeri ya da diplomatik değil; kültürel olarak da kuşatılmış bir mücadele alanı olduğu gerçeği kitapta yeraliyor. Kitapta arşiv belgeleri ve tarihsel göndermeler yazarın iddialarıni doğruluyor. Siyonizm ve Türkiye, emperyalizm gerçeğini ve ulusal egemenligin önemini vurgular. Kocabaş Hoca'nın eseri, Türkiye’nin yakın tarihindeki mücadelelerine ve perde arkası ilişkilerine dikkat çeker. Bu kitap,doğrulanmış bir tez niteliğindedir. Keyifli okumalar.
Siyonizm ve TürkiyeSüleyman Kocabaş · Yakın Plan Yayınları · 201831 okunma
Büyük yalanlar mi, büyük hayaller mi?
Puan vermedi
Büyük Yalanlar, çoğu zaman Joseph Goebbels’in propaganda anlayışıyla özdeşleştirilen bir metin olarak okunur. I. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın içine sürüklendiği ağır siyasal ve ekonomik çöküş arka planda kalir. Versailles Antlaşması’nın Alman halkinda yarattığı aşağılanmışlık duygusu, hiperenflasyon, işsizlik ve toplumsal umutsuzluk atmosferi, kitlelerin radikal söylemlere nasıl açık hâle geldiğini göstermektedir. Bu ortamda “ülkenin teslim alınmış olduğu”, devlet kurumlarının ve kamu hayatının belli gruplar tarafından ele geçirildiği iddiaları sürekli tekrar edilerek bir düşman imgesi inşa edilir. Hedef kitle aslinda hicte masum olmayan bazı yahudilerdir. Bu elit yahudi kesim Almanyanin siyasetten ekonomiye ticaretten basına kadar bir çok alanında söz sahibi ve yönetici el olarak bulunmakta, Almanya'nın ve Almanlarin değil kendi cikarlari için Almanya'ya yön vermektedirler. Metnin en problemli yönü de burada ortaya çıkar: Karmaşık tarihsel süreçler,bütün yahudileri hedef alan toptancı ve komplo temelli anlatılarla açıklanır. Kitapta bu anlatı, Almanya’nın kurtuluşunu sağlayacak “güçlü lider” arayışıyla birleşir ve Adolf Hitler’in yükselişi neredeyse kaçınılmaz bir tarihsel kader gibi sunulur. Sosyal nasyonalizm ve Naziler yeniden güçlü Almanya ve kadim Alman irkinin tarihte olduğu gibi yine hak ettigi değeri kazanmasi gerekliligi uzerinedir.Hitler’in kitleleri sürükleme yeteneği, ulusal gururu yeniden canlandırma vaadi ve düşmanlara karşı sert söylemi, toplumun yaşadığı aşağılanmışlık duygusuna bir çıkış kapısı olarak gösterilir ve karşılık bulur. Bu söylem öyle laftada kalmamış, Hitler hükümeti, cok kısa sürede, savaştan çıkmış ve asagilanmis bir halkı ve devleti, hem siyasi,hem ekonomik, hem psikolojik yönden ayağa kaldırmış ve tahmin edilmesi zor bir
Büyük YalanlarJoseph Goebbels · Zeplin Kitap · 2019542 okunma
1990'lı Yıllarda Azerbaycan
Puan vermedi·302 syf.··
2022 83. kitabı
Azerbaycan Türk'ü, Novruz Hasan Bozalganlı Türki'yeye iltica etmiş bir albaydır. 90 li yılların en kaotik donemlerini, Azerbaycan’ın yalnızca Ermenistan’la yürüttüğü Karabağ savaşıyla değil, aynı zamanda büyük güçlerin gölgesinde verilen bir egemenlik mücadelesiyle kuşatıldığını çarpıcı bir siyasal çözümleme diliyle ortaya koyar. Bozalganlı’ya göre Azerbaycan’ın askeri yenilgilerinin arkasında sadece cephedeki zayıflıklar değil; Rusya’nın doğrudan ve dolaylı müdahaleleriyle şekillenen bir “kontrollü kaos” politikası vardır. Sovyet sonrası dönemde Moskova, Azerbaycan’ı tam bağımsız bir Türk devleti olarak güçlenmiş görmek istememiş; bu nedenle hem Ermenistan’ı askeri olarak desteklemiş hem de Bakü’deki siyasi istikrarsızlığı bilinçli biçimde körüklemiştir. Kitabın merkezinde yer alan figürlerden biri Ebulfeyz Elçibey’dir. Bozalganlı, Elçibey’i Türk dünyasıyla bütünleşmeyi hedefleyen, Rus nüfuzunu kırmaya çalışan idealist bir lider olarak sunar. Oyleki yazar Elçibeyin anayasada yaptığı ilk degisikligin Azerbaycan halkinin Türk, dilinin Türkçe olduğu ile ilgili olduğunu söyler. Ancak bu idealizmin, sert jeopolitik gerçeklik karşısında korunaksız kaldığını vurgular. Yazar Rusya yanlısı askeri ve siyasi unsurların iç ayaklanmalar yoluyla Elçibey’i devirmesi, Rus Yanlısı eski KGB generali Haydar Aliyev'in iktidara getirilmesini açık bir “post-emperyal darbe” olarak yorumlar. Bu süreçte Azerbaycan ordusunun bilinçli biçimde zayıflatıldığı, cephe gerisinde sabotajların yürütüldüğü ve savaşın kaderinin masada belirlendiği fikri güçlü biçimde işlenir. Yazar Elçibey sonrası Aliyev'in anayasada yaptigi ilk degisikligin isi ülke halkı Azeri, dili Azerbaycancadir diye degistirdigine değinir. Bozalganlı’nın en sert eleştirilerinden biri Türkiye’ye yöneliktir. Özellikle dönemin
Şah-MatNovruz Hasan Bozalganlı · Elips Kitap · 20058 okunma
Demokrasi İdeal Yönetim Biçimi mi?
Puan vermedi·260 syf.··
2025 29. kitabı
Celal Sengor kitapta, hayata dair pekcok meseleye kendi penceresinde bakarak değinmiş. Otobiyografi tadında ki kitaptan hocanın ideailistligini, kararliligini, aile desteğini, basarili olmasinin nedenlerini vb bir çok konuda bilgi ediniliyor. Benim kitapta en çok dikkatimi ceken konu Şengör’ün demokrasi yorumu oldu. O'na göre demokrasi halkın tamamının rasyonel, bilgili ve uzun vadeli toplumsal çıkarı gözeten bireylerden oluştuğu varsayımına dayanır; oysa gerçek dünyada kitlelerin önemli bir kısmı bilimsel okuryazarlıktan, eleştirel düşünmeden ve temel yurttaşlık bilgisinden yoksundur. Bu durumda seçimler, en iyi programı olanın değil, en iyi popülizmi yapanın kazandığı yarışlara dönüşür. Yani demokrasi, bilgiyle değil duygularla ve kısa vadeli vaatlerle yönlendirilmeye son derece açıktır. Şengör ayrıca çoğunluk iradesinin her zaman doğruyu üretmediğini vurgular. Tarih boyunca yanlış ekonomik kararların, bilim karşıtı politikaların ve özgürlükleri kısıtlayan uygulamaların geniş halk desteğiyle iktidara geldiğini hatırlatır. Ona göre “çoğunluk ne isterse o olur” anlayışı, uzmanlık gerektiren alanlarda felakete davetiye çıkarabilir; tıp, mühendislik veya bilim hakkında uzman olmayan, bu konularda bilgisi olmayan çoğunluğun bu konulari yönetecek gelistirecek kişileri seçmesine karşı cikar. Salt oy çokluğunun, doğru politika üretme kapasitesiyle karıştırılması büyük bir mantık hatasıdır. Kitapta demokrasi tamamen reddedilmez; ancak Şengör, eğitimsiz toplumlarda demokrasinin kolayca bir “cehalet diktatörlüğüne” dönüşebileceğini savunur. Ona göre ideal olan, güçlü bir bilimsel eğitim sistemiyle desteklenmiş, eleştirel düşünebilen bireylerin oluşturduğu bir toplumda işleyen demokrasidir. Aksi halde demokrasi, özgürlüğü koruyan bir araç olmaktan çıkıp bilgisizliğin
Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı EtkiliyorCelâl Şengör · Masa Yayınları · 20233,915 okunma