Büyük Yalanlar, çoğu zaman Joseph Goebbels’in propaganda anlayışıyla özdeşleştirilen bir metin olarak okunur. I. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın içine sürüklendiği ağır siyasal ve ekonomik çöküş arka planda kalir.
Versailles Antlaşması’nın Alman halkinda yarattığı aşağılanmışlık duygusu, hiperenflasyon, işsizlik ve toplumsal umutsuzluk atmosferi, kitlelerin radikal söylemlere nasıl açık hâle geldiğini göstermektedir. Bu ortamda “ülkenin teslim alınmış olduğu”, devlet kurumlarının ve kamu hayatının belli gruplar tarafından ele geçirildiği iddiaları sürekli tekrar edilerek bir düşman imgesi inşa edilir. Hedef kitle aslinda hicte masum olmayan bazı yahudilerdir. Bu elit yahudi kesim Almanyanin siyasetten ekonomiye ticaretten basına kadar bir çok alanında söz sahibi ve yönetici el olarak bulunmakta, Almanya'nın ve Almanlarin değil kendi cikarlari için Almanya'ya yön vermektedirler. Metnin en problemli yönü de burada ortaya çıkar: Karmaşık tarihsel süreçler,bütün yahudileri hedef alan toptancı ve komplo temelli anlatılarla açıklanır.
Kitapta bu anlatı, Almanya’nın kurtuluşunu sağlayacak “güçlü lider” arayışıyla birleşir ve Adolf Hitler’in yükselişi neredeyse kaçınılmaz bir tarihsel kader gibi sunulur. Sosyal nasyonalizm ve Naziler yeniden güçlü Almanya ve kadim Alman irkinin tarihte olduğu gibi yine hak ettigi değeri kazanmasi gerekliligi uzerinedir.Hitler’in kitleleri sürükleme yeteneği, ulusal gururu yeniden canlandırma vaadi ve düşmanlara karşı sert söylemi, toplumun yaşadığı aşağılanmışlık duygusuna bir çıkış kapısı olarak gösterilir ve karşılık bulur. Bu söylem öyle laftada kalmamış, Hitler hükümeti, cok kısa sürede, savaştan çıkmış ve asagilanmis bir halkı ve devleti, hem siyasi,hem ekonomik, hem psikolojik yönden ayağa kaldırmış ve tahmin edilmesi zor bir