Dr. M.Kürşad

Dr. M.Kürşad
Taş kırılır, tunç erir, Türklük ebedidir.
Günah mı?
Cehennemine odun taşıyanlara, yardımcı olsak günah olur mu?
Reklam
Büyük yalanlar mi, büyük hayaller mi?
Puan vermedi
Büyük Yalanlar, çoğu zaman Joseph Goebbels’in propaganda anlayışıyla özdeşleştirilen bir metin olarak okunur. I. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın içine sürüklendiği ağır siyasal ve ekonomik çöküş arka planda kalir. Versailles Antlaşması’nın Alman halkinda yarattığı aşağılanmışlık duygusu, hiperenflasyon, işsizlik ve toplumsal umutsuzluk atmosferi, kitlelerin radikal söylemlere nasıl açık hâle geldiğini göstermektedir. Bu ortamda “ülkenin teslim alınmış olduğu”, devlet kurumlarının ve kamu hayatının belli gruplar tarafından ele geçirildiği iddiaları sürekli tekrar edilerek bir düşman imgesi inşa edilir. Hedef kitle aslinda hicte masum olmayan bazı yahudilerdir. Bu elit yahudi kesim Almanyanin siyasetten ekonomiye ticaretten basına kadar bir çok alanında söz sahibi ve yönetici el olarak bulunmakta, Almanya'nın ve Almanlarin değil kendi cikarlari için Almanya'ya yön vermektedirler. Metnin en problemli yönü de burada ortaya çıkar: Karmaşık tarihsel süreçler,bütün yahudileri hedef alan toptancı ve komplo temelli anlatılarla açıklanır. Kitapta bu anlatı, Almanya’nın kurtuluşunu sağlayacak “güçlü lider” arayışıyla birleşir ve Adolf Hitler’in yükselişi neredeyse kaçınılmaz bir tarihsel kader gibi sunulur. Sosyal nasyonalizm ve Naziler yeniden güçlü Almanya ve kadim Alman irkinin tarihte olduğu gibi yine hak ettigi değeri kazanmasi gerekliligi uzerinedir.Hitler’in kitleleri sürükleme yeteneği, ulusal gururu yeniden canlandırma vaadi ve düşmanlara karşı sert söylemi, toplumun yaşadığı aşağılanmışlık duygusuna bir çıkış kapısı olarak gösterilir ve karşılık bulur. Bu söylem öyle laftada kalmamış, Hitler hükümeti, cok kısa sürede, savaştan çıkmış ve asagilanmis bir halkı ve devleti, hem siyasi,hem ekonomik, hem psikolojik yönden ayağa kaldırmış ve tahmin edilmesi zor bir
Büyük YalanlarJoseph Goebbels · Zeplin Kitap · 2019542 okunma
Eşit şartlarda değiliz. Ben seninle mücadele ederken de ahlaklı olmak zorundayım. Sen kazanmaya yakınsın, ben insan kalmaya.
1990'lı Yıllarda Azerbaycan
Puan vermedi·302 syf.··
2022 83. kitabı
Azerbaycan Türk'ü, Novruz Hasan Bozalganlı Türki'yeye iltica etmiş bir albaydır. 90 li yılların en kaotik donemlerini, Azerbaycan’ın yalnızca Ermenistan’la yürüttüğü Karabağ savaşıyla değil, aynı zamanda büyük güçlerin gölgesinde verilen bir egemenlik mücadelesiyle kuşatıldığını çarpıcı bir siyasal çözümleme diliyle ortaya koyar. Bozalganlı’ya göre Azerbaycan’ın askeri yenilgilerinin arkasında sadece cephedeki zayıflıklar değil; Rusya’nın doğrudan ve dolaylı müdahaleleriyle şekillenen bir “kontrollü kaos” politikası vardır. Sovyet sonrası dönemde Moskova, Azerbaycan’ı tam bağımsız bir Türk devleti olarak güçlenmiş görmek istememiş; bu nedenle hem Ermenistan’ı askeri olarak desteklemiş hem de Bakü’deki siyasi istikrarsızlığı bilinçli biçimde körüklemiştir. Kitabın merkezinde yer alan figürlerden biri Ebulfeyz Elçibey’dir. Bozalganlı, Elçibey’i Türk dünyasıyla bütünleşmeyi hedefleyen, Rus nüfuzunu kırmaya çalışan idealist bir lider olarak sunar. Oyleki yazar Elçibeyin anayasada yaptığı ilk degisikligin Azerbaycan halkinin Türk, dilinin Türkçe olduğu ile ilgili olduğunu söyler. Ancak bu idealizmin, sert jeopolitik gerçeklik karşısında korunaksız kaldığını vurgular. Yazar Rusya yanlısı askeri ve siyasi unsurların iç ayaklanmalar yoluyla Elçibey’i devirmesi, Rus Yanlısı eski KGB generali Haydar Aliyev'in iktidara getirilmesini açık bir “post-emperyal darbe” olarak yorumlar. Bu süreçte Azerbaycan ordusunun bilinçli biçimde zayıflatıldığı, cephe gerisinde sabotajların yürütüldüğü ve savaşın kaderinin masada belirlendiği fikri güçlü biçimde işlenir. Yazar Elçibey sonrası Aliyev'in anayasada yaptigi ilk degisikligin isi ülke halkı Azeri, dili Azerbaycancadir diye degistirdigine değinir. Bozalganlı’nın en sert eleştirilerinden biri Türkiye’ye yöneliktir. Özellikle dönemin
Şah-MatNovruz Hasan Bozalganlı · Elips Kitap · 20058 okunma
Demokrasi İdeal Yönetim Biçimi mi?
Puan vermedi·260 syf.··
2025 29. kitabı
Celal Sengor kitapta, hayata dair pekcok meseleye kendi penceresinde bakarak değinmiş. Otobiyografi tadında ki kitaptan hocanın ideailistligini, kararliligini, aile desteğini, basarili olmasinin nedenlerini vb bir çok konuda bilgi ediniliyor. Benim kitapta en çok dikkatimi ceken konu Şengör’ün demokrasi yorumu oldu. O'na göre demokrasi halkın tamamının rasyonel, bilgili ve uzun vadeli toplumsal çıkarı gözeten bireylerden oluştuğu varsayımına dayanır; oysa gerçek dünyada kitlelerin önemli bir kısmı bilimsel okuryazarlıktan, eleştirel düşünmeden ve temel yurttaşlık bilgisinden yoksundur. Bu durumda seçimler, en iyi programı olanın değil, en iyi popülizmi yapanın kazandığı yarışlara dönüşür. Yani demokrasi, bilgiyle değil duygularla ve kısa vadeli vaatlerle yönlendirilmeye son derece açıktır. Şengör ayrıca çoğunluk iradesinin her zaman doğruyu üretmediğini vurgular. Tarih boyunca yanlış ekonomik kararların, bilim karşıtı politikaların ve özgürlükleri kısıtlayan uygulamaların geniş halk desteğiyle iktidara geldiğini hatırlatır. Ona göre “çoğunluk ne isterse o olur” anlayışı, uzmanlık gerektiren alanlarda felakete davetiye çıkarabilir; tıp, mühendislik veya bilim hakkında uzman olmayan, bu konularda bilgisi olmayan çoğunluğun bu konulari yönetecek gelistirecek kişileri seçmesine karşı cikar. Salt oy çokluğunun, doğru politika üretme kapasitesiyle karıştırılması büyük bir mantık hatasıdır. Kitapta demokrasi tamamen reddedilmez; ancak Şengör, eğitimsiz toplumlarda demokrasinin kolayca bir “cehalet diktatörlüğüne” dönüşebileceğini savunur. Ona göre ideal olan, güçlü bir bilimsel eğitim sistemiyle desteklenmiş, eleştirel düşünebilen bireylerin oluşturduğu bir toplumda işleyen demokrasidir. Aksi halde demokrasi, özgürlüğü koruyan bir araç olmaktan çıkıp bilgisizliğin
Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı EtkiliyorCelâl Şengör · Masa Yayınları · 20233,911 okunma
Reklam