Soner Yalçın’ın Saklı Seçilmişler’i, sofradan başlayıp dünyaya uzanan bir iktidar hikâyesidir. Bu kitap, “ne yediğimiz” sorusunu değil, “neden bunu yiyoruz” sorusunu sorar.
Yazarın esas iddiası şudur:
Modern insanın bedenine giren gıda, artık tabiatın değil, küresel sermayenin ürünüdür.
Bu nedenle Saklı Seçilmişler, bir beslenme rehberi değil; gıdanın politik ekonomisi üzerine yazılmış bir ifşa metnidir.
Gıda yeni çağın silahıdır.
Yalçın, gıdayı klasik anlamda bir besin olarak değil, biyopolitik bir araç olarak ele alır. Tohumdan ilaca, katkı maddesinden paketlemeye kadar uzanan zincir, okura şu soruyu sordurur: İnsanlar mı şirketleri besliyor, yoksa şirketler mi insanları şekillendiriyor?
Kitapta sık sık görülen “seçilmişler” kavramı burada bir metafordur: Kimler sağlıklı kalacak, kimler hastalık pazarının müşterisi olacak? Kimler doğal gıdaya ulaşabilecek, kimler işlenmiş artıklarla yaşayacak?
Bu ayrım, modern dünyada sınıfsal bir bölünmeye dönüşmüştür.
Endüstri, Bilim ve Yalanın Kutsallaşması:
Yalçın’ın en sert olduğu alan, “bilim” ile “endüstri”nin evliliğidir. Kitapta, gıda devlerinin fonladığı araştırmaların nasıl bilimsel hakikat kılığına sokulmuş reklam haline geldiği anlatılır. Bu noktada Saklı Seçilmişler, yalnızca gıdayı değil, modern bilginin güvenilirliğini de sorgular. Gerçek artık laboratuvarda değil, bilançoda üretilmektedir.
Kitabın alt metninde çok güçlü bir fikir vardır: Bugün sömürge artık toprak değildir; bedendir. İnsan bedeni, ilaç, katkı maddesi, hormon ve işlenmiş gıdalarla işgal edilmiştir. Bu işgal, tankla değil, etiketle yapılır. Yazarın başarısı, bu görünmez işgali görünür kılmasındadır.
Bu eser şunu söyler:
Eğer ne yediğini bilmiyorsan, kim tarafından yönetildiğini de bilmiyorsun. Yalçın, sofrayı politik bir alana dönüştürür. Çatal