Geçmişte hikayeler anlattım, sözcüklerle tablolar çizdim, ağır yalanları ve daha da ağır gerçekleri dile getirdim. Bir keresinde kör bir adama renklerin şarkısını söyledim. Yedi saat çaldım ama emeğime değdi. Sonunda onları görebildiğini söyledi; yeşiliyle, kırmızısıyla, sarısıyla. Sanırım o bile bundan daha kolaydı. Yani sadece sözcükleri kullanarak o kadını anlamanı sağlamaya çalışmaktan. Onu hiç görmedin, sesini hiç duymadın. Bilemezsin.
Üniversite'ye girmek için ya bol paraya ya da parlak bir zekaya sahip olunması gerektiğini biliyordum. Birinden ne kadar çok varsa, ötekine o kadar az ihtiyaç duyuluyordu.
Bir faninin tutuşmasını,
Sonra gün be gün sönüp gitmesini
Ne gariptir izlemesi.
Parlak ruhunun kibrit gibi olduğunu
Ve rüzgarın gönlünce davranacağını bilmesi.
Elimden gelse kendi ateşimi verirdim.
Böyle titreşmen neyin habercisi?