Bu kitap aşk anlatmıyor; mazeretleri teşhir ediyor. Ahmet Turgut, imanı bir vicdan rahatlatma aracına çeviren dili parçalayarak başlıyor işe. Buradaki aşk, insana iyi hissettiren bir şey değil; tam tersine insanı rahatsız eden, yerinden eden, yalnız bırakan bir bağlılık.
Hikâye günümüzü çağrıştıran bir zeminde ilerliyor. Ana karakterin karşısındaki asıl engel açık düşmanlık değil; “haklısın ama sus” diyen kalabalık. Kitap, bu suskunluğu tarafsızlık olarak kabul etmiyor. Sessizliği bir tercih, hatta bir saf tutma biçimi olarak okuyor. Karakter konuşmayı sürdürdükçe yalnızlaşıyor; yalnızlaştıkça netleşiyor ve sonunda bedel kaçınılmaz hâle geliyor.
Aşkın Şehidi okuru okşamaz. Duygusal boşlukları doldurmaz.
Şu soruyu bırakır ve çekilir:
“Sen doğruyu biliyorsun; peki susmanı neyle açıklıyorsun?”
Bu kitap huzur arayanlara değil, kendinden şüphe etmeyi göze alanlara hitap ediyor