Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Genç adam! Bir gün bu notlarım eline geçerse toplumda en yararlı, en köklü değişikliğin, hiçbir zorlama, hiçbir sarsıntı olmadan gerçekleşen ahlâk değişikliği olacağını asla unutma.
Bir noktadan sonra cümle kurmakta, aynı düzeyde susmakta da zorlaşıyor insan. Eylem dışındaki bütün seçenekler, esasında seçenek olmaktan çıkıyor. Öyle ya, çok iğrenç bir çağda yaşıyoruz ve birçok soru sormak gerekiyor. İnsanın insandaki karşılığı nerede başlar ya da nerede biter? İnsan, zihnindeki cehennemi gerçeğe dönüştürürse yine insan olarak kalabilir mi? Asıl sorulması gereken sorular bunlar olmalı; yani insan kalabilmenin koşulu nerede başlar?
Sebahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan kitabında şöyle bir paragraf vardır:
“İçimizde şeytan yok. İçimizde âcizlik var, tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçma eğilimi var.”
İnsanın tarih içindeki gelişimine bakarken, bu satırların gerçekliğine denk düşen olaylar çıkıyor karşımıza. Sürekli bir ilerleme değil; aksine yol kazalarıyla, sapmalarla ve güçle kurulan sorunlu ilişkilerle dolu olduğunu gördüğümüz insana tanıklık ediyoruz.
Avcı-toplayıcıdan modern bireye uzanan çizgide insan, teknik olarak ilerlerken ontolojik olarak çoğu zaman geriye düşmüş. Mesele sadece ne yaptığımız değil, nasıl var olduğumuz sorunudur. Jeffrey Epstein gibi bir vampirin, parayla kurduğu iğrenç ilişkilerin, insanın insana olan inancında bir karşılığı olacaktır elbette. Friedrich Nietzsche’nin üstinsandan ne kastettiğini şimdi daha iyi anlıyorum.