Dokunulmasa da,görülmese de;
Kalpte yer verilir bazısına,
Nedensiz...
Sen; aklım ve kalbim arasında kalan,
En güzel çaresizliğimsin.
Gerçi aklıma bile gelmiyorsun artık.
O kadar kalbimdesin ki...
Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme,
Kırk yılın hatırına "SEN" kalayım.
"Sevmek" ne uzun kelime...
Şimdi açsam pencereyi beklesem.
Sen gelsen, olmaz ya hani geliversen.
Hiçbir şey sormasan,
Hiçbir şey söylemesen,
Sussan,
Sussam,
Sussak...
Susuşların anlattıklarını dinlesek.
Cemal Süreya
İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.
Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda,
Ne haltedeceğimi bilemem.
Orhan Veli Kanık
Kalp, duygusallıkla karıştırılmamalıdır. Öfke, korku ve açgözlülük gibi duygular nefsten gelir. İnsanlar “ gönüllerinin arzusu” hakkında konuştukları zaman, genellikle nefsin arzularından söz etmektedirler. Nefs, zevke düşkündür ve Rabbini önemsemez. Kalp ise Allah’a düşkündür ve yalnızca Allah’ı anmakla tatmin olur.
Maddî kalp yaralandığında hastalanırız, hasar büyükse ölürüz. Manevî kalbimiz de nefsin (ya da alt benliğin) kötü huylarının rengine boyanırsa manen hastalanırız. Eğer kalbimiz tamamen nefs-i emmârenin egemenliğine girerse manevî yaşamımız sona erer