Sokrates’in 3’lü filtre sistemi, kendisiyle konuşmaya gelenleri değerlendirip öyle konuşuyormuş. Buyrun sizde bir bakın nasıl bir filtrelemeymiş ...
Bir gün tanıdığı büyük bir filozofa rastladı ve filozof dedi ki:
"Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun ?"
"Bir dakika bekle." diye cevap verdi Sokrates.
"Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum.
Buna Üçlü Filtre Testi deniliyor."
"Üçlü Filtre?"
"Doğru," diye devam etti Sokrates. "Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir."
Birinci filtre: Gerçek Filtresi
"Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?"
"Hayır," dedi adam. "Aslında bunu sadece duydum ve ...."
"Tamam," dedi Sokrat. "Öyleyse , sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim."
İkinci Filtre: İyilik Filtresi
"Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey, iyi bir şey mi?"
"Hayır, tam tersi..."
“ empati iyi insanları daha iyi yapar, çünkü iyi insanlar acı çekmeyi sevmezler ve empati bu acıyı belirgin kılar.
fakat bir sadisti empati sahibi yaparsan, o sadece daha mutlu bir sadist olur.”
Paul Bloom
hatice, dedim. ben leyla'yım, dedi.
ürperdim. yol kayboldu. ay sustu.
rüzgâr bütün yapraklardan çekildi.
yalnızlık işte, dedim.
yok, dedi, sevmek arzusu.
bir tek ölüler yalnızdır.
bir daha ürperdim. gülümsedi.
su gülümsedi. kedi kalbime yürüdü.
insanlar, dedim, konuşmuyor, dinlemiyor
herkes bir top pıtrak ötekinin ağzında.
korku, dedi. bilmek korkusu
anlamak korkusu. yaşamak korkusu.
hatice, dedim. benim, dedi.
ürperdim. ölüm yok, dedim. yok, dedi.
yalnızlık bile yok. bir tuhaf ayrılık bu.
gitmemişsin. birazdan geleceksin.
varsın ve yoksun. elbette varım, dedi.
aynaya bak. duvara bak. sokağa bak.
gözyaşıyla yazılmış bir yazıyım yüzünde.
her bir kirpiğinde iç geçiren zaman benim.
sokaklar kalabalık ama odalar benim.
sana bakan herkesin gözbebekleri benim.
öyle oluyor dedim. sen biliyorsun bunu.
ömür hanım, dedim. ben leyla'yım, dedi.
ömür hanım, dedim. benim, dedi.
yalnızlık yıkıcı dedim. bilmem mi, dedi.
hele geceleri, hele sen evdeyken.
yazıyor musun? döne döne, dedim.
İşte ben
Ben alışılmamış bir insanım biliyorum
Bir karanlıktır ben de pırıl pırıl zamanlar
Mağrur kalbim her yerde asi ve yalnız
Neyleyim umduğum gibi çıkmadı insanlar.
Herkes bir şey aldı götürdü benden
Dağıttım kaç yıl sevgilerimi cömertcesine
Gözlerim bir vefa arar, arar da bulamaz
Nicedir hasret kulaklarım bir dost sesine
Bilirim, çoğu gün hüzünlüdür bakışlarım
İçimde biri ağlar güldüğüm zaman bile
Gömerken kalbime bütün arzularımı
Yanarım yaşanmamış anıların özlemiyle
Sevdiğim mahzun şarkılardır, hüzünlü resimler
Garip akşamlarda yaşadığımı anlarım
Çevremde kim varsa konuşur durmadan
Ben hep bir heykel asaletiyle susarım.
Gecenin bir yerinde teselliler biter de
Dağıtır saçlarımı onun güzel elleri
Kokusu rengi kalır ellerinin gecelerde
Doğan gün uzaklardan getirir sevdiğimi
Ümit Yaşar Oğuzcan