"Bire kadar hepimiz ölerek düşmanı mutlaka denize dökmek lâzımdır. Içimizde ve askerlerimizde, Balkan Harbinin utancını bir daha görmektense ölmeyecek yoktur. Böyleleri varsa onları kendi ellerimizle kurşuna dizelim!" Bu son cümle söylenirken herkesin dişleri gicırdar. Gözleri bulanir. Bakışlarını sağa sola kaçırırlar. Yahut başları öne eğilir. Evet Balkan Harbi'nin utancı? Fakat Tanrım, daha iki yıl önce Balkanlarda, hatta silah patlatmadan kof bir toz bulutu gibi, bir rüzgârla sağa sola savrulanlar
dağılanlar, bu subaylar, bu erler miydi? O erler, o subaylar ki, çoğunun űzerinden hâlâ Balkan Harbi'nin tozları silinmemiştir. Yaraları, sa-katları hala sağalmamıştır. Ama nasıl olur da Balkanlarda bir nefeste bir vilâyeti bırakıp dağılanlar, bugün burada(çanakkalede) , hem de dünyanın en kudretli imparatorlugunun birlikleri karşısında, bir karış toprak için bir alayın kanını bir nefeste kurban ederler.,, Evet bunda bir mucize vardi. Bir kumanda mucizesi. Yahut da baska muamma?