Kitap boşlukları da içinde sunan ve sürükleyen yapıya sahip. Toplulukların dönüşüm ve değişimine dikkat çekmesinin yanında tüm bunları günlük yaşam içinde ve ufacık ayrıntılarda aramayı sağlıyor. Keyifli bir okuma oldu.
İyi de neden karanlığın içinde güzellik arama eğilimi sadece Doğulularda güçlüdür? Batı da elektriğin, gazın ya da petrolün olmadığı dönemlerden geçti ama bildiğim kadarıyla onlarda gölgelerden keyif alma eğilimi yok.
Peki ya hiç büyük bir binanın en içteki odalarına kadar ilerleyip dışarıdan gelen ışığın artık ulaşamadığı bir karanlığın içindeki altin rengi sürgülü kapının ya da paravanın, duvarlarla arasına ağ örülmüş çok uzaktaki bir bahçenin parıltısını yakalayışına ve onu bir rüya gibi belli belirsiz yansıtışına şahit oldunuz mu?
Ya da hiç ebediyet karşısında bir tür korku, odaya girdiğinizde zaman kavramını yitireceğiniz, yılların su gibi akıp gideceği ve odadan çıktığınızda kendinizi beyaz saçlı ve yaşlanmış biri olarak bulacağınız türden bir korku duymadınız mı?