Her şey, kendi gücü yettiğince, varlığını sürdürmeye çabalar...
Her şeyin varlığını sürdürmeye çabaladığı çaba şeyin edimsel özünden başka bir şey değildir.
Devleti insanlar kurar, insanları da toprak besler. Bu oran şudur öyleyse: Halkın geçinmesine yetecek kadar toprak, toprağın besleyeceği kadar da insan bulunacak. Belli nüfusa sahip halk için en yüksek sınır budur işte: Çünkü toprak gereğinden çok olursa, işleme yükü o ölçüde ağır olur; yarım yamalak ekilir, gereğinden çok da ürün verir; buysa çok geçmeden savunma savaşlarına yol açar: Toprak yeter ölçüde değilse, o zaman devlet eksiğini tamamlamakta komşularının keyfine bağlı kalır ki, bu da çok geçmeden saldırı savaşlarına götürür. Durumu gereği, ticaretle savaştan birini seçmek zorunda olan her ulus, güçsüz bir ulustur aslında; çünkü komşularının keyfine ve olaylara bağlıdır. Ömrü kararsız ve kısadır her zaman. Ya başka ulusları boyunduruğu altına alıp durumunu değiştirir ya da kendisi boyunduruk altına girer. Özgür kalabilmek için ya çok küçük olacak ya da çok büyük, başka yolu yoktur bunun.
Dünya çapında kitlesel bilinci ve bilinçdışını sömürgeleştiren kapitalizm insan için prototip bir rol modeli yaratmıştır. Artık her bir kişi, (gerçek ya da sanal) pazarda yer bulabilmek, yeniden-üretilebilir olabilmek, kitlesel olarak tüketilebilmek, biricikliğini yitirip değiştokuş edilebilir olmak, dolayısıyla kår (maddi kårdan prestije, "tıklanma" ve "takipçi" sayısına dek her türlü kår) getirebilir olmak için bu prototipe uyum sağlar. Meta insan; kafa ve kol emeğinin yanında, yaratıcılık, düşünce, duygu, düş, hayal, korku, arzu gibi tüm yetileriyle de kapitalizmin sömürgeleştirme ve köleleştirme nihai hedefinin temel metasıdır.