"Başkalarının ne düşündüğüne aldırmıyorsun, ki buna anlayış göstermek mümkün. Ama onların senin gibi düşünmesini sağlamak bile umurunda değil, öyle mi?"
"Değil."
Çağımız büyük altüst oluşlar çağı. Hemen her şey bağımsız bir varoluş peşinde. İlişki içerisine giren ötekini yok sayarak kendini var kılmaya çalışıyor.
Faşist olmak için iktidar olmak gerekmiyor elbette, iki kişi arasındaki ilişkiden başlayarak aileye, okula, sokağa, hayatın her alanına kök salmış ve yaygınlaşmış bir kötülük faşizm. En çok da dilde ortaya çıkıyor, dil sürçmesi deyip geçiştirdiğimiz cümlelerde.
Çünkü biz faşist olamayız! Faşist olmak kara gömlek giymektir, Nazi selamı verip "Heil Hitler" diye bağırmaktır. Öyleyse içimiz rahat, hançeremizden kopan sözlerle yedi düvele duyuracak bir şiddetle bağırabiliriz: Biz faşist değiliz! Öğretmenlerin öğrencileri, polislerin gençleri, anne babaların çocuklarını, büyüklerin küçüklerini, erkeklerin karılarını dövmesi, iki sürücünün en olmadık sebeplerle araçlarından tahta ve demir çubuklarla fırlayıp birbirlerine saldırması, sokak çocuklarını, evsizleri tek melemesek bile görmezden gelmemiz, kedilerin, köpeklerin soğuktan, açlık ve susuzluktan ölmelerine göz yummamız, bunların hiçbiri faşizm sayılmaz çünkü.