Dijital çağda dokunduğumuz nesneler buharlaşıyor; geriye sadece ekranın soğuk parıltısı kalıyor. Bir tür dijital Platon mağarası. Han’a göre, nesnesiz bir dünyada insan da “şey olmayan”a dönüşüyor; ağırlığını, kokusunu, ritmini kaybediyor. Kısacası: Artık kahveyi bile içmiyoruz, paylaşıyoruz… Tadı değil, imajı kaldı.
Aslında bu kitap teknoloji eleştirisi değildir; bir varlık eleştirisidir. Çünkü yazarın derdi “yeni cihazlar” değil, yeni insan türüdür: ağırlıksız, köksüz, dikkat süresi kadar var olan bir özne. “Şey olmayan” dünyada insan da artık “anlam olmayan” bir varlık hâline gelir.
Şey-OlmayanlarByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 202586 okunma
Neon, gözetim toplumunun nihai formunu temsil ediyor: birey artık sadece devlet ya da kurumlar tarafından değil, kendi davranışlarının matematiksel yansımalarıyla denetleniyor. Gözetim kamerası dışarıda değil, içeride; senin “seçimlerini” senden önce tahmin eden bir yazılımda.
Arachnoid Mater, beynin ikinci kabuğunu merkeze alarak insan zihninin arada kalmış doğasını görünür kılar.Özgür irade, aslında nöronların önceden aldığı kararın bireye gecikmeli bir yanılsama olarak sunulmasıdır.Kitap, bilimi günlük hayatın sorularıyla buluştururken, nörobiyolojiyi felsefi bir imgelemle genişletir.Sonuçta insan, arachnoid zar gibi: ne bütünüyle içsel özne, ne de dışsal çevre; ikisinin arasında salınan kırılgan bir oluş.
Nietzsche’nin tragedyası, aslında hayatın kendisi: Gündüz sosyolojide Apollon gibi analiz yapıyoruz, akşam Dionysos gibi kahkahalarla dağılıyoruz. Gerçek kültür, ikisini aynı sahnede oynatabilmekte.
Kitap aşk, bağlılık, kıskançlık gibi konuları da nörolojik düzlemde inceliyor. Duygular irrasyonel değil, rasyonelliğin alt yapısı. Burada sosyolojik boyutu açarsak: Aşk dediğimiz şey sadece biyokimya değil, kültürel kodlarla düzenlenen bir biyokimya. Yani dopamin tek başına yetmez; “toplum” da karışıma girer.
Pia MaterSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 201919bin okunma