Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtarılmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür, bunun nedeni de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aranmalıdır. Sapere aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster!
Hiçbir çağ bir yemine dayanarak kendisinden sonra gelen dönemlerin, hem de pek önemli konularda, bilgilerini genişletmemesi ve yanılgılarını düzeltmemesi ya da aydınlanmada ileri gitmemesi için herhangi bir anlaşmaya yönelemez. Böyle bir şey insan doğasına karşı işlenmiş bir kıyım olur; çünkü sözü geçen bu durum, insan doğasının köktenci amacı ve belirlenim ilkelerinden biri olan ilerlemeye aykırıdır ve bundan dolayı daha sonraki kuşaklar bu gibi anlaşmaları yetkisiz ve suçlu bularak bir kenara bırakmakta tamamıyla haklıdırlar.
…varsayılan bilgimizin kesin olduğuna ne kadar inanırsak, bu bilgiye riayet etmeyen ince ayrıntıları o kadar görmezlikten geliyoruz (mesela elektronun momentumu ve/veya konumu).
Teorinin kitleleri kavrayabilmesi, [göstermek istediklerini) insana yönelik olarak (ad hominem) göstermesiyle mümkün olur; bunu ise ancak radikal olduğu anda yapabilir. Radikal olmak nesneleri kökünden kavramaktır; ancak insan için kök, insanın kendisidir.
Bugünse felsefe dünyevileşti/sıradanlaştı, bunun en çarpıcı kanıtı da felsefi bilincin kendisinin yalnızca dışsal olarak değil, içsel olarak da mücadelenin girdabına çekilmiş olmasıdır. Ama eğer geleceği inşa etmek ve gelecek tüm zamanlar için tüm sorunları çözmek bizim işimiz değilse, şu anda yapmamız gereken şey iyice açıklık kazanır: Kastettiğim, var olan her şeyin acımasız eleştirisi; hem kendi sonuçlarından hem de egemen güçlerle çelişkiye düşmekten korkmaması anlamında acımasız.