Bir uygarlık, komşularından hergün birşeyler alır ve bunları "yeniden yorumlar", özümler. Her uygarlık, ilk bakışta mal yüklenen bir tren garına benzer: Mallar sürekli gelmekte, başkaları sürekli gitmektedir.
Kadının toplumdaki yeri, her zaman uygarlığın bir yapısını ortaya koymaktadır. Bu bir sağlama olanağıdır, çünkü bu yapı her uygarlıkta, dış darbelere dayanıklı, kısa sürede değişmesi zor, bir uzun süre gerçeğidir.
Karmaşık bir tartışmanın içine, onu daha da karmaşıklaştıracak, ona bir anlam verecek, ölçülerini ve açıklamalarını getirecek olan tarihi dahil etmenin zamanı gelmiştir. Gerçekten de, bugün varolan hiçbir uygarlığı, daha önce katettiği yollan, eski değerlerini, yaşanmış deneylerini bilmeden tam anlamıyla tanımak mümkün değildir. Bir uygarlık, her zaman bir geçmiş, yaşayan belli bir geçmiştir.
İnsanın başarılı olması için, her zaman bir challenge ve bir response (meydan okuma ve karşılık) gerekir; doğanın kendini insan tarafından yenilebilecek bir güç olarak sunması gerekir; eğer insan meydan okumaya boyun eğmezse, verdiği karşılık bizzat onun uygarlığının tabanını yaratır.