Fransız İhtilali'nin gerçek yüzünü yansıtan bize o günleri gerçekten yaşıyormuşuz hissi yaşatan bir eser.Yazarın her kelimesi farklı bir anlam taşıyor,sayfalar sonra bir anda karşınıza çıkıyor.Tüm duygular tüm karakterler o kadar iyi işlenmiş ki intikam, özgürlük, aşk, hüzün, kibir,sevgi,nefret, özlem hepsini aynı anda hissedebiliyorsunuz.İhtilalin yarattığı kaos içinde kaybolan insanların acısını hissederken bir taraftan ihtilalin bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorsunuz.Giyotine, her gün öldürülen onlarca insana alışmış bir toplum görüyorsunuz.Bazen giyotin oluyorsunuz,bazen mahkum,bazen cellat,bazen de kenarda izleyici.O zaman fark ediyorsunuz aslında, bir insanın nelere katlanabileceğini,neye dönüşebileceğini ya da dönüştürülebileceğini.İhtilal sonucu kral öldürülüp halk yönetime geçtiğinde olanlar sizi arada bırakıyor.İhtilal gerekiyordu,ama bu şekilde mi olmalıydı? Halkın burjuva kesiminden ne farkı kalmıştı,masum insanların kanları ellerindeyken onlardan farklı olabileceklermiydi? İşte burada anlıyoruz kitabın giriş cümlesini: "Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü.Hem akıl çağıydı hem aptallık.Hem inanç devriydi hem de kuşku.Aydınlık mevsimiydi , karanlık mevsimiydi.Hem umut baharıydı hem de umutsuzluk kışı.Hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu.Hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana.". Kesinlikle okunması gereken kitaplardan,okumadan Fransız İhtilali hakkında bilgi edinmek kitabı daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır.Kitapla kalın