Ekonomi darmadağın, fiyatlar uçmuş, maaşlar yetişmiyor, yetişse de yetmemiş gibi hissettiriyor. Arkadaşımla oturmuş, tam da bu dertleri konuşuyorduk. Muhabbet koyulaştı, konu Kurban Bayramı'na geldi. Gözlerimi devirdim, iç çekerek: "Bu sene öküzler çok pahalı." dedim.
Ve işte o anda, kaderin cilvesi devreye girdi.
Yanımızdan geçen bir adam aniden durdu. Omuzları gerildi, gözlerini kısıp bana dikti: "Sen kime öküz diyorsun?!"
Şimdi, normalde ben böyle durumlarda kısa bir bocalama yaşarım. Ama bu sahne öyle absürt ki, beynim anında devreye girdi: Kimseye öküz demedim kardeşim, kurbanlıklardan bahsediyorum!
Ama yok. Adam aldı başını gitti. "Bana nasıl öküz dersin!" diye yükselmeye başladı. Sokaktaki insanlar artık konuya dahil olmuştu, millet ortamı izliyor. Ben açıklama yapmaya çalışıyorum, "Kurbandan konuşuyorduk, ekonomi falan" diyorum ama adam bildiğini okumaya devam ediyor. Bir noktada artık uzatmanın anlamı olmadığını fark ettim, zar zor durumu yatıştırdık.
Ama asıl mevzu şuydu: Bu adam neden kendini direkt öküz yerine koydu?
Yani ben basbayağı hayvanın fiyatından bahsediyordum. Sokaktan geçen biri, üzerine hiç alınmaması gereken bir kelimeyi alıp içine sindirdi, sonra da bana patladı. Acaba kendine yapılan eski hakaretleri mi hatırladı? Yoksa içinde biriktirdiği öfkeyi bir yerlere yönlendirmek için mi fırsat kolluyordu? Belki de kimse ona bir şey demese bile hep o gözle bakıyordu.
Bazı insanlar, bir kelimenin içine kimliğini sığdırıyor. Halbuki olayın onunla zerre ilgisi yoktu. Ama ne yaparsın, işte sokak böyle yer tam yanından geçerken sana çarpar.