Yazar, muhafazakâr çevrelerde yaşayan başörtülü kadınlarla konuşmuş. Ama konu kadınların kendileri değil, erkekler. Daha doğrusu, bu kadınların gözünden erkekler. "Türbanlı erkekler" tabiri de buradan çıkıyor kadınlar örtünüyor, kurallara uyuyor, ama erkekler? Onlar sanki görünmez bir örtünün altına gizlenmiş, kendilerini saklayan kişiler.
Kitap boyunca kadınların anlattıkları net: Erkekler dışarıda başka, içeride başka. Camide, cemaatte dindar görünen adam, eve gelince bambaşka tavırlar takınıyor. Kadın örtünüyor, erkek sadece “Müslüman” oluyor. Bu çifte standart, kitabın en çarpıcı noktası.
Samimi ve cesur bir yaklaşımı var. Yazar konuları gündeme getirmek için risk alıyor. Muhafazakâr kesimin iç çelişkilerini, dışarıdan değil, içeriden yaşayan kadınların ağzından aktarıyor. Bu da kitaba inandırıcılık katıyor. 170 sayfalık kitap, lafı uzatmıyor; her bölüm kadınların kendi sözleriyle ilerliyor. Sanki bir kahvehanede oturmuş, başörtülü bir teyzenin “Bak kızım, şu erkeklerin hallerine” demesini dinliyormuşsun gibi.
Mizahı da iyi kullanıyor. “Türbanlı erkekler” gibi ironik bir başlık, kitabın ağır bir ders kitabı havasına girmesini engelliyor. Gülümsetiyor, düşündürüyor, ama içinizi burkan bir mizah bu.
Ama kitap tek boyutlu kalıyor bazen. Erkekler hep aynı: İkiyüzlü, kadını baskılayan, dışarıda dindar evde sert. Gerçek hayatta iyi niyetli, eşitlikçi muhafazakâr erkekler de var tabii. Kadınlar da çoğunlukla pasif gibi duruyor; anlatılan hikâyelerde “Erkekler böyle, biz de çekiyoruz” havası var. Oysa kadınlar kendi seçimlerini yapmış, örtünmüş ve hayatlarını sürdürüyorlar. Daha aktif hallerini görmek isterdim.
Çözüm önerisi yok. Kitap sorunu güzel gösteriyor ama “Peki ne yapmalı?” sorusuna cevap vermiyor. Eleştirel bir bakış güzel ama biraz yol gösterici olsa