"...Giderek kendimden o kadar da emin olmamaya başladım. En basit haliyle şu noktaya gelmiştim: gerçekte iki dünyayı birbirinden ayıran duvar diye bir şey yoktu. Eğer varsa da, derme çatma, kartonpiyerden bir duvardı bu. Şöyle bir yaslansan diğer tarafa devrilecekti belki de. Ya da diğer taraf içimize gizlice sızmıştı da biz fark etmemiştik. Bunları cümlelere dökmek çok güç."
“O sırada, Eri karanlığın içinde bana sarıldı. Normal bir sarılma değildi bu. İki beden birbirinin içinde erimiş, tek beden olmuş gibi, çok güçlü bir sarılmaydı. Bir an bile gevşetmedi kollarını. Bir kez ayrılırsak bu dünyada bir daha asla bir araya gelemezmişiz gibi.”
“Ve şunu da bilirim,
Ve herkes bilsin isterim,
İnsan eliyle yapılan her bir hapishane
Utanç tuğlalarıyla örülmüştür,
İnsanın insana yaptığını İsa görmesin diye
Demir parmaklıklarla sarılmıştır.
Parmaklıklar bulandırır zarif mehtabı
Ve karartır bereketli güneşi:
Ve nihayet saklar o Cehennemi,
Çünkü orada yapılanlar şeyleri
Görmemeli ne Tanrı’nın Oğlu,
Ne de insanoğlu!”