Uzun bir süre oldu, sanırım 1.5 yıldır inceleme yapmıyorum. Bunun sebebi zorlu bir dönemden geçtim, kafa olarak iyi değildim; yeni yeni toparlanabildim.
Aklımdan inceleme fikri geçmiyordu, ancak son zamanlarda yazdığım bazı incelemelerden çok güzel dönütler aldım, kenarda köşede yazdığım bazı lakırtıların okurlar tarafından incelenip geri dönüt verilmesi ve benim laf safsatalarımın birilerinin işine yaraması beni çok mutlu etti ve devam etmek istedim.
Yakında wattpad kitapları hakkında da inceleme yapacağım, çünkü prim lazım.
Gereksiz duygusallık yeter, başlayalım?
Atatürk'ü sevmeyen bir çevrede doğdum büyüdüm. Hiçbir zaman sevilebilecek şekilde büyütülmedim. Atatürk benim için; alkol içen, aklı yerinde olmayan, dindar olana muhalefet olan ve ülkemizde çoğu diziler gibi abartılan bir kişilikti sadece.
Tabi ki hiçbir zaman araştırma gereği duymadım, en yakın arkadaşlarım desteklemiyor; içki içiyor diyorlar ya. Sizce bunun üstüne herhangi bir laf söylenebilir mi? ve 11 yaşındalar, bilgileri tam tabi ki.
Kendi kendime devam ettim, kafamda büyütmem gerekiyor ya. Nefretimi arttırdım. Ders kitaplarından resimlerini yırttım, 10 Kasım'da Saygı Duruşu esnasında sınıfta saklandım, hiçbir İnkılap dersini dinlemedim ve Atatürk'ü seven tüm insanlarla aramı açtım. Düşünebiliyor musunuz? Ne kadar korkunç, her şeyden önce insanlara herhangi bir saygım yok.
13 yaşındaydım. İnternette geziniyor, kendimce zaman geçiriyor, Youtube yorumlarında gelene geçene salça oluyordum. Anlayacağınız tam bir ergen primatı.
Önüme şu bilgi düştü: Atatürk 3997 kitap okumuş ve bu kitaplar arasında en sevdiği kitap Çalıkuşu. O kadar çok seviyormuş ki, cephede o kadar insan savaşırken gece yarısı kalan az vaktini bu kitaba adayacak kadar. Tabi ki inanmadım, 3997 kitap okuyan bir insan mı? Üstelik
Sabahattin Ali’nin kaleminden çıkan İçimizdeki Şeytan, sadece bir aşk hikâyesi ya da bir karakterin hayatını anlatmıyor. Daha derin, daha içe dönük bir hesaplaşmayı getiriyor karşımıza. Baş karakter Ömer, sıradan bir adam gibi görünse de aslında hepimizin içinde sakladığı o kararsız, korkak ve zaman zaman bencil yanları taşıyor. Kitabı okurken zaman zaman Ömer’e sinirlendim, hatta kızdım ama sonra fark ettim ki onun o “suçladığı şeytan” hepimizin içinde az ya da çok var.
Macide ise bambaşka bir dünyayı temsil ediyor. Güçlü, fedakâr ama bir o kadar da kırılgan. Onun gözünden hayata bakmak beni çok etkiledi. Özellikle bir kadının, bir erkeğin gölgesinde nasıl yavaş yavaş eridiğini görmek… Acıydı. Ama gerçekti.
Kitap boyunca en çok düşündüğüm şey şu oldu: Kendi hayatımızın sorumluluğunu ne kadar alıyoruz? Gerçekten mi dış etkenler bizi yönlendiriyor yoksa biz içimizdeki sesleri bahane ederek hareketsiz mi kalıyoruz?
Sabahattin Ali’nin dili sade ama öyle yerlerde öyle cümleler kuruyor ki, bazen sayfayı kapatıp bir süre bakakaldım. Çok içten, çok insani ve çok dürüst bir anlatımı var. Kimseyi yüceltmiyor ya da karalamıyor; sadece insanı olduğu gibi gösteriyor. Belki de en sarsıcı tarafı da bu.
İçimizdeki Şeytan, kendi içime dönüp dürüstçe bakmamı sağladı. O yüzden beni yordu diyemem ama sarsıcıydı. Kimi yerlerde susmak, bazı cümlelerin altında biraz durup beklemek istedim. Herkesin hayatında bir kere okuması gereken, insanı kendisiyle yüzleştiren bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Bu kitap bana, en çok da kendimden kaçamayacağımı hatırlattı. İnsan bazen dışarıdaki dünyayla savaştığını sanıyor ama asıl savaş içeride, kendi içinde. Belki de en yorucusu bu.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,9bin okunma
lçimizdekilerle yüzleşmememizden dolayı kaç savaş çıkmıştır? Ve aramızda hangimiz esas sorunumuzun kendimiz olduğunu söyleyecek kadar güçlü veya ahlaklıdır?