Shakespeare’in Romeo ve Juliet’i, çoğu zaman sadece bir aşk hikâyesi olarak anılır. Oysa eser, nefretin körleştirdiği toplumların, gençliği ve umudu nasıl yok ettiğinin de en çarpıcı örneklerinden biridir. Capulet ve Montague aileleri arasındaki düşmanlık, iki gencin saf sevgisini gölgelediği gibi, onların kaderini de belirler.
Eserin en acı tarafı ise şudur: Aileler, yıllarca süren düşmanlıklarını sonunda bir kenara bırakırlar; ama bu barış, çocuklarının ölümünden sonra gelir. Shakespeare, adeta bize şunu söyler: “Barış çoğu zaman çok geç gelir; nefretin bedeli ise masumların hayatıdır.”
Romeo ve Juliet’in ölümü, yalnızca bir trajedinin değil, aynı zamanda bir uyarının da ifadesidir. Sevgiyi görmezden gelen, kinle körleşen bir toplum, en değerli varlıklarını kendi elleriyle yitirir. Bu nedenle eser, zamansız bir ders verir: Gerçek barış, kayıplardan sonra değil, henüz hayat varken mümkün olmalıdır.
Romeo ve Juliet, sadece bir aşk hikâyesi değil; nefretin ve düşmanlığın, insanların hayatına nasıl mal olduğunu gösteren zamansız bir eser. Okurken zaman zaman trajedinin ağırlığını hissettim ama aynı zamanda Shakespeare’in insan ruhunu çözümleyen bakışını da çok sevdim.
Tavsiye eder miyim? Kesinlikle evet. Özellikle klasik okumak isteyen, sadece “aşk” değil, aynı zamanda “toplumsal bir eleştiri” görmek isteyen herkes için değerli bir kitap.
Romeo ve JulietWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202475,8bin okunma
Çünkü ırkı, dili, dini,rengi ne olursa olsun bütün insanları sevmem öğretiliyordu bana. Sömürünün, savaşın, açlığın olmadığı mutlu bir dünyanın mümkün olduğu söyleniyordu.