Bir konuda Türklerin hakkını teslim etmek gerek: Manavdaki meyveler olsun, lokantadaki yemekler olsun ya da müzedeki parçalar olsun, bütün bunların başarılı düzenlenmesi insanı önlerinde durmaya ve bakmaya zorluyor. Gözlerimi uzunca bir süre zeytinyağıyla pişirilmiş sebzelerden alamıyorum.
Vasilyadis bir bardak ayranla yetinirken ben ekmek kadayıfı istiyorum, hem de Yunanistan' da olduğu gibi tek kat ve dondurmalı değil, burada usul olduğu üzere iki kat şerbetli ekmek ve kaymakla. İki katı birbirinden ayırıyorum, kalın bir tabaka kaymağı alttaki katın üzerine sürüyorum, öbür katı üzerine kapatıp kendime tatlı bir sandviç hazırlıyorum. Son lokmaya kadar da tadını çıkarmaya kararlıyım.
Kahvaltıda her şey var, bir tek kruvasan yok. Bunun yerine burada çok sevdiğim simit var..
Bunu keşfettiğimden beri her sabah kahvaltıda bir tane peynirli simit yiyorum. Bugün de bundan vazgeçecek değilim. Salt kızıma karşı zaafım var diye Adriani'nin beni odaya kapamasına göz yumacak da değilim.
Kimin ne zaman hangi sırayla banyoyu kullanacağını, Adriani'yle evlenmemizi izleyen ilk ayda belirlemiştik. Önce ben giriyorum banyoya, çünkü daha çabuk çıkıyorum, sonra Adriani giriyor ve istediği kadar kalabiliyor orada. Birbirimize öyle uyum sağladık ki ne zaman işimin biteceğini tahmin ediyor ve hazırda bekliyor.