Bahri Gün

Yüksek dağlar
"Yüksek dağların ardında kaldı hayallerimiz… Belki bir kısmı rüzgâra karıştı, bir kısmı yarım kalan cümleler gibi içimizde sustu. Ama hiçbir zaman bütünüyle terk etmedi bizi. Çünkü insan, ne kadar kırılmış olursa olsun, hayallerinin küllerini avuçlarında taşımayı bırakmaz. Yüksek dağlar vardı önümüzde. Kimi zaman sisli, kimi zaman karlı, kimi zaman da bir insanın yüreğini sınarcasına dik ve sert. Biz o dağları aşmak istedik; hem kendimiz için, hem sevdiklerimiz için, hem de henüz doğmamış günlerin adaleti için. Ama her adımda biraz daha yorulduk, biraz daha büyüdük, biraz daha öğrendik. Hayallerimiz bazen bir çocuğun gülüşü kadar berraktı, bazen bir annenin fısıldadığı dua kadar titrek. Bazen göç yollarına benzerdi: Uzun, yıpratıcı, ama kimsenin vazgeçmeye kıyamadığı kadar gerçek. Ve sonra bir gün baktık ki… Hayallerimiz yüksek dağların ardında kalmış. Sanki elimizi uzatsak dokunacak gibi, ama yine de ulaşamayacak kadar uzak. Fakat insan, hayallerine uzak düştüğünde bile onlardan vazgeçmez. Çünkü hayaller, bir kez doğdu mu, onları öldürecek karanlık henüz icat edilmemiştir. Gece ne kadar çökerse çöksün, içimizde ince bir ışık, ince bir direnme sesi kalır: “Bir daha dene… Bu kez geçebiliriz.” Dağların ardında kalan hayaller aslında kaybolmuş değildir. Sadece zamanı gelince yeniden filizlenecek bir toprağa çekilmişlerdir. Bazen bir arkadaşın omzunda, bazen bir mektubun satırlarında, bazen de bir türkünün içinde kendini belli ederler. Kimi zaman da karanlık bir gecenin en sessiz anında, içindeki o tanıdık sıcaklıkla sana dokunurlar. Unutma… Hayallerini dağların ardına gizleyenler bile bilir: Dağ, ne kadar yüksek olursa olsun, gökyüzünü örtemez. Gökyüzü açıksa, yol da vardır, umut da. Bizim hayallerimiz belki geride kaldı, belki yarım kaldı, belki darbelendi. Ama
Şiir
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Ve bazen en ciddi ve zekice önlemler bile boşa çıkıyordu.
Bir zamanlar neşenin ve şakanın egemen olduğu yerde, vahşi bakışlar artık kılık değiştirmiş katili aramaktaydı.
En korkunç vesveseler en kutsal bağları koparıyordu.
Ölüm, görünmez ve hain bir hayalet gibi…