Okurken tek harfini bile kaçırmamak için gözlerimi ayıramadığım kitapların üzerini çiziverdim birden. Belki de sadece baktığım ve görmediğim kelimelerin ahıydı bu. Şimdi yeniden okuyorum her şeyi bakıp görerek.
Alışa geldiğimiz Dan Brown romanlarından biri. Koştur koştur dünyayı geziyorsunuz. Dante'yi okumak daha keyifli olsada bir resim üzerinden yeniden çözümlenmesine tanık olmak da güzeldi. Sonra Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı ve İstanbulu farklı bir açıdan okumak da güzeldi. Sanat tarihi dersi niteliğindeki kitap sizi rutinden biraz uzaklaştırıyor.
Bir milletin kurtuluş savaşı. Topla tüfekle kurtarmak yetmiyor bir ülkeyi. İlime, bilime ve kültüre sahip çıkıp ilerletmek gerekiyor. Millet sizi bir makama kendisine hizmet için getirir, size hizmet etmek için değil. Ah guzelim yurdum ah...
Kendini arayan bir yolcu. Bu süreç içinde karşılaştığı sınavlar, sorgulamalar, tercihler, yaşanmışlıklar. Ulaşılan öz "sevgi". Çok da hayran olarak okuyamadım.
Sayfalarına çimento bulaşmış bir kitabın sırrını çözerken saplantılı bir tutkuyla kitaplarına bağlı bir adamla tanışacaksınız. Latin edebiyatına dair bir çok yazar ve kitabı da sizi bekliyor kitap içinde kitapta. Çok keyifli iki üç saatinizi alacak kitap kesinlikle daha fazla kişi tarafından okunmayı hakediyor.
Bu arada kitabın orjinal adı La Casa de Papel.
Eski ile yeninin, modern ile geleneğin iki kutbunda sallanıp duran Hayri İrdal ve ondan rol çalan Mübarek... Romantiklige kaçacak kadar realist olan kahramanımız kaybolmuş ve şaşkın toplumda var olma mücadelesi verirken siz ne kadar da güncel şeyler diyerek okuyup bitiriyorsunuz kitabı. Bürokrasinin sıkı bir eleştirisini de görmezden gelmeyelim.