Hülya Gençel

Hülya Gençel
@Bal_An_ne
Okudugumuz her satır insanın kendine açılan gizli bir kapısıdır. Ben o kapılardan geçmeyi, gördüklerimi paylaşmayı çok seviyorum…
Sadece çocuk doğuran, bakan, büyüten, yetiştirenler midir anne? Daha derin manada, "doğurmak” tır annelik. Sadece fiziksel bir bebek değil; aynı zamanda bir anlam, bir yol, bir mana, bir eser doğuran herkes "doğurduğunun annesi" değil midir? Hele kimileri vardır ki; talep edenlere kendi varlıklarının hakikatlerini öğretir (onlara ruh üfler), sayısız insanın özgür ve özgün birer Ferd olmalarına vesile olur, cehaletten irfaniyet doğurtur. Çağrıları duyulmadığı hallerde uçurumdan aşağı yuvarlanacak nice yaşamları çevirir. Beden olarak doğmuş ancak henüz kabuklarını kırıp gerçek varlıklarını kendilerinden doğurmamış insanların doğumlarına vesile olurlar. Bunların hepsi, anneliğin farklı mertebeleridir. Ve her biri değerlidir. Çünkü ancak anneliğin bu iki kolu bir arada olduklarında "insaniyet" doğar. Birincisi eksik olduğunda, biyolojik hayat biter. İkincisi eksik kaldığında, ortada sadece "hareket edebilen kılıflar" kalır. Ve içlerindeki potansiyeli doğuramayan kılıflar, hiç yaşamadan ölürler. Bu nedenle, insan olmaya iki anne gereklidir... Herkes kendini hâlihazırda birincisinden doğmuş olarak bulmuştur. Geriye ikincisi kalmıştır... Ancak onun için emek vermesi, araması, sorması ve uykularının kaçması lazımdır... Çünkü ikincisi, ilkinden nazlıdır... Turistleri sevse dahi; ancak kalbini açanları alır, evine... Çağrı DÖRTER
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Siyaset biliminin klasik sorusudur: “Kimi politikacılar koltuğu neden bırakmaz?” Yanıt tek nedene bağlı değil; iç içe geçmiş psikolojik, yapısal ve kültürel faktöre dayanır…Mesela güç isteği; insan beyninde dopamin salgısını artırır fizyolojik haz yaratır. Bu bağımlılık gibidir; kişi “iktidarda olma hissi” olmadan yaşamakta zorlanır! Psikoloji dışında da -özellikle otoriter eğilimli- ülkelerde koltuğu bırakmak, sadece mevki değil, dokunulmazlığı, gelirleri ve güvenliği de kaybetmek anlamına gelir… Demokratik geleneklerin güçlü olduğu ülkelerde, “görev süresi dolunca gitmek” doğal kabul edilir. Ancak lider merkezli, kişiye dayalı siyaset kültürlerinde “devlet eşittir lider” algısı vardır: -“Ben gidersem ülke dağılır...” -“Benim misyonum bitmedi...” Oysa ülkede kurumsal devlet kültürü gelişmişse, kişi değil kurum devam eder. Bu fark, gelişmiş demokrasilerde iktidar devrinin barışçıl geçişini sağlar. Otoriter devletlerde iktidar devri çoğunlukla siyasi krizlere yol açar: Rakibe siyasi yasak getirmek gibi…Baştaki sorunun sebebi sadece kişisel değil, psikolojik-yapısal-kültürel bileşenlidir… Daha anlaşılır olmak için soruyu Atatürk-siyaset ilişkisi bağlamında da ele alacağım. Çünkü: Atatürk ile koltuğa yapışan politikacılar arasındaki fark, sadece kişilik farkı değil, aynı zamanda tarih bilinci ve liderlik anlayışı farkı. Mesela, Atatürk koltuğu hiç mülkü görmedi. Biraz daha açayım konuyu: Koltuk politikacıyı lider yapmaz. Koltuğa yapışan lider statükocudur. Değişimden çekinir çünkü gücü kaybetmekten korkar. Toplumu eğitmek değil, bağımlı tutmak ister. Kendisinden sonra bir düzen kurulmasın diye kurumsallaşmayı engeller. Kısa vadeli çıkarları, uzun vadeli vizyonun önüne koyar… Gücü bırakmak istemezler. Atatürk ile bunların farkı büyüktü: O, tarihe egosunun aynası
Din otoriterleri evrimi kabul etmekten korkarlar? Çünkü evrim teorisi aynı zamanda rastlantısallık içerir. Oysa bu açığa çıkışlara bakıldığında, organizmaların sürekli geliştiği ve bir hedefe doğru gittiği görülür.Bunu yönlendiren bir kaynak olduğunu sezen ve rastlantısallığı bu formülden çıkaran evrim denen sürecin kendisi bizzat mutlak Varlık’ ın her an yeni bir yaratımda bulunmasının ve sonsuz açılımlarına devam etmesinin ta kendisidir. Dinlerle hiçbir çelişki yoktur. “OL” emri varlık ağacının tohumu oldu. “Ol” emri, evrende zaman ve mekanı başlatan ilahi bir “gonk idi. Gonk vurdu ve evrenin kronometresi çalıştı. Diyeceksin ki öyleyse neden binlerce seneye yaydı bu işi de “püf” diye yapmadı? Püf diye oldu her şey. “O’ nun indinde bir an, insanlar (dünya) zamanıyla binlerce seneye eşittir” denmiyor muydu nice kutsal metinde? Demek ki “Ol” dedi ve oluverdi kısmı, bizler için zamana yayılı süreçlerin anlatımından başka bir şey değil. Bir ayet daha var “o sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır” daha ne kadar açık söylensin “evreler” neye denk gelir doğanın içinde?
Din ısıtır; Bilim ışıtır. Din anlamlandırır; Bilim açıklar. Bilim tikel olanı açıklar; Din bütünü anlamlandırır. Dücane CÜNDİOGLU
Tabloyu iyi görebilmek için sokarsınız başınızı ayrıntıları görebilir ama çerçeveyi göremezsiniz; Uzaklaşırsanız çerçeveyi görür ama ayrıntıları kaçırırsınız. Tabloyla aranızda öyle bir mesafe olmalı ki hem çerçeveyi bütünlüğü kaybetmeyesiniz hem de ayrıntıları görebilesiniz. İşte yalnız kalmak bu mesafenin adıdır. Dücane CÜNDİOGLU