"Kaplanın sırtında durursan inemezsin; inersen parçalanırsın…"
Zülfü Livaneli, yine kaleminin gücünü, tarihî olaylarla insan psikolojisini harmanlayarak gösteriyor. Kaplanın Sırtında, sadece bir dönemin değil, aynı zamanda insanlığın vicdanını sorgulatan bir roman.
Kitapta en çok dikkatimi çeken noktalardan biri, II. Abdülhamid’in daha önce pek karşılaşmadığımız yönleriyle anlatılmasıydı. Tarih kitaplarında “Kızıl Sultan” olarak anılan, bir kesimin nefretle baktığı bu hükümdarın iç dünyasını, insani yanlarını, yalnızlığını ve siyasi sıkışmışlığını görme fırsatı buluyoruz. Livaneli, okuru yargılamadan düşündürüyor; ezberleri sorgulatıyor.
Eserde, karakterler birer figüran değil; adeta tarih sahnesinde yaşamış gibi derin, çelişkili ve etkileyici. Livaneli’nin en büyük başarısı da bu sanırım: tarihi yaşatırken unutturmamak.
Kitabı okurken bazı bölümlerde durup düşündüm, bazı satırları tekrar tekrar okudum. Sadece politik değil, felsefi ve ahlaki sorgularla da karşılaştım. "İyilik ne zaman susturulur? Kötülük ne zaman sıradanlaşır?" gibi sorular zihnimde dolaştı.
Livaneli’nin sade ama derin anlatımıyla, bir dönemin karanlığını iliklerime kadar hissettim. Ve belki de en çok şu cümleyle sarsıldım:
“Bir kaplanın sırtına bindiyseniz, artık inmeniz mümkün değildir.”
Tarihi roman seviyorsanız, insan ruhunun sınırlarında gezinmekten çekinmiyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun derim.