"Benim avukatımı mı yakacaklar? Benim avukatıma mı zarar verecekler? Benim avukatıma mı saygısızlık yapacaklar? Benim avukatımı mı mahvedecekler? Bütün bu insanlar sana da saygı duyana kadar durmayacağım. Benden önce ceketlerinin önünü senin için ilikleyecekler söz veriyorum, her şeyim üzerine."
"Sevgili Avukat, benimle yönet dünyayı. Beni de sen yönet. Demir kelepçeler beni engelleyemedi, sen engelle. Vur ellerini masaya, insanlar önünü iliklesin, ben seni izleyeyim."
Tugay kelepçeli ellerini kaldırdı, gardiyanları umursamadan önüme gelen saçımın bir tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdı. "İnsan içinde bulunduğu umutsuz koşullarda bazen bir zinciri, bir saç teliyle koparabileceğini sanır." diye mırıldandı.
"Tugay," dedim sert sesle. "O hücrede sana yemek veriyorlar mı"
"Hayır."
"Su?"
"Sınırlı ölçüde."
"Gece gökyüzü izni?"
"Asla."
"Yapayalnızsın, orada insan delirir."
"Delirmem," diyerek başını iki yana salladı. "Kağıtlarım var senin verdiğin."
"Bir gün bana olan inancın biterse mahkum Tugay Demir Çeviker'in bu çiçeği zifiri karanlık hücrede, sadece düşüncelerinin ışığıyla senin için hazırladığını unutma. Özgürlüğümüze Sevgili Avukat'ım. Özgürlüğümüze."