Doğaya aykırı bu durumun muhakkak kısa süreceği düşüncesi ile kendimi biraz avuttuk, çünkü sabır ve azimle tırmanmaya devam edersek güneşe doğru o kadar yükselecektik ki azalan mesafe yüzünden serinlik güneşin ışınlarına karşı duramayacaktı ve biz de artık titremek yerine kavrulacaktık. Ama inanılmaz bir mucize sonucunda tam tersi oldu. Tüm o sıcaklığın kaynağına yaklaştıkça hava daha da soğudu. Hakikat tam olarak burada işte. Belki de hiçbir zaman açıklanamayacak bir gizem.
"Eftal." dedi babam. "Bu hayatta insan üç duygu için yaşar güzeller güzeli kızım. Onuru, gururu ve inancı için. Onur kaldırdığın omuzlarındır, gurur daima dik tuttuğun vücudundur, inanç ise kendinden vazgeçmemektir. Sadece benim için değil, kimse için bu üç duygudan vazgeçme. Onurunu, gururunu ve inancını elinden almalarına izin verme. Tehditler insanı yıldırsaydı bu kadar insan direnmezdi. Sen ne istiyorsun? Ne istiyorsan onu yap. Ölüm mutlak sondur ama direnmediğin her acı pişmanlığı getirir."
"Başkalarına göre Suç Kralı'yım, bütün bu savaşın nedeniyim, katilim, kötü insanım, her şeyin sorumlusuyum, ama senin için sadece seni öpmek isteyen o delirmiş adamım. Daha ne şekilde anlatabilirim, bilmiyorum Sevgili Avukat. Kelimelerin tükendiği noktadayım."
"Tugay, kurak topraklarda çiçek açar mı?"
"Açar."
"Açmaz. Bu imkansız, bu gerçekten imkansız."
"Onu da imkanlara dahil ederim Sevgili Avukat, Açtırırım o çiçeği ben."