Kitabın en sonuna geldiğimde kitabın adının nedenini anlamış oldum. Yazarın dilinde çok fazla kelime oyunu, yoğun anlamlar ve olay örgüsünde karmaşıklık vardı. Sanırım bende yazarın yaşamının farklı çağları arasında gidip gelen bu olay örgüsünü sevdim. Babasına benzemeye korkan, geçmişin yaşanmışlıkları arasında ezilip kalmış, tam olarak kendini bulamamışken bir anda yatağa mahkum kalan ve bunu kendi tercihi olarak yaşadığını düşündüren bir hayat. Bu hayattan geçen İsfan, Gülderim, baba ve daha niceleri.. Klasik yazı dilinin ve olay örgüsünün dışına taşmış bir kitap. Dili, anlatımı, konusu, olaylar arasındaki geçiş, betimleri ile okurken sevdiğim yeni bir Hasan Ali Toptaş kitabı oldu.
Kitabın kapağındaki gözlerin etkileyiciliği beni içine çekti. Adının ‘kadın’ olması bile ne kadar zorlu bir hikaye okuyacağımı önden fısıldıyordu bana. Zorlu hayatına rağmen çok güçlü bir kadının yani Firdevs’ in hikayesi. Her şeyi tek başına ve en zor yoldan öğrenmenin ağırlığı. Toplumda kadının yerini çok çarpıcı fakat bir o kadarda tanıdık şekilde anlatan bir kitaptı. Beni derinden etkiledi…
Bulunduğun yerin, zamanın, çevrendeki erkeklerin isimleri hep değişirdi ama kadın olunca hikayen hep aynı oluyor. Ne yazık…
Ömrümde hiç ayna görmemişken, bunun kendi yüzüm olduğundan nasıl bu kadar emin olabilmiştim? Aynanın önünde yüzümü seyrederek öylece durdum. Ben kimdim?