İmam Gazali, Hatem-i Esam’ın şöyle dediğini rivayet eder: “Şu beş şey dışında acele etmek şeytandandır. Zaten bu beş şey de Peygamber Efendimiz Hz Muhammed (sav)’in sünnetindendir. Misafire ikram etmede, cenazeyi kefenleyip defne hazır hale getirmede, bekarları evlendirmede, borcu ödemede ve günahlara tevbe etmede.”Misafirlik yorucu uzun yolculuk, gece karanlığı, soğuk ve sıcak, vahşilerden korunma mecburiyeti sebebiyle sığınma ve korunma amacıyla zaruri bir durum olduğu gibi, bazan da özellikle ziyaret kastıyla olan özel bir durumdur. Her iki hâlde de, evine gelinen kimseye din ve ahlak açısından bazı mükellefiyetler yüklemektedir. Konuğu düzgün bir kıyafet ve güler yüzle karşılamak, rahat ettirmek, ihtiyaçlarını gidermek, ikram edebileceği yiyecek ve içeceklerin en iyisini ikram etmek ev sahibine düşen ahlaki görevlerdir.Hz. Peygamber, “Allah’a ve âhiret gününe inanan misafirine ikramda bulunsun. Bir gün ve bir geceden ibaret olan caizesini yerine getirsin”sözleriyle, misafire ikramla îmanı bir arada zikretmiş, böylece misafire ikramın önemine işaret etmiştir. İmam-ı Gazâlî’nin naklettiğine göre: “Bir gün İmam Mâlik (ra) kendisine misafir gelen İmam-ı Şâfiî hazretlerinin eline su dökmüş ve; ‘Sakın ha! Benden gördüğün hareket seni utandırmasın ve de şaşırtmasın; zira misafire hizmet etmek farzdır’ demiştir.”
Aç mısınız?" diyor, sonunda sıradan bir soru sorabilmenin sevinciyle. Biz aynı anda "hayır" anlamında başımızı sallıyoruz. Annemin misafirlik adabı adı altında habire tembihlediklerinin arasında bu da var: "Açlıktan ölseniz bile, aç olduğunuzu söylemeyin, ayıp." Evimiz çoktan başkasının evi olmuş, kendimizi misafirlikte sanıyoruz.