Gece bütün sessizliği ve karanlığıyla ortalığı istila etmişti. Ne gökte bir yıldızın, ne yerde bir kandilin ışığı görünen bu koca gecenin içinde hiçbir ses işitilmiyor, yalnız uzaktan uzağa havlayan köpeklerin sesleriyle ara sıra şiddetle esen soğuk, şiddetli bir rüzgarın eski Bizans harabelerinden çıkardığı sesler kulaklarında dehşetle yankılanı yordu.
Sabahleyin erken gözlerini açtığı zaman karşısındaki nar ağacında bir kuş cıvıldıyordu. Bir kuşun ötüşüyle bir çocuğun ruhu arasında münasebet vardır. Yatağından kalktı, başını pencereye dayayarak kuşu seyretmeye başladı.
Bu kuş doğmakta olan güneşin ışığına karşı kanatlarını sallayarak uçtukça göğsünden, şafaktan ödünç aldığı kızıl, mavi bir t akım renkler dalgalanır , ağaca konduğu zaman yeni açılmış çiçeğe benzerdi.
Bu dünya ısrarcı, zehirli, yaygaracı ve her şeyden önce arsız insanlarla dolu. Özellikle bazılarının bu dünyaya ne yapmaya geldiği anlaşılmıyor. Üstelik bu sadece yüzlerine bakarak ulaştığım bir sonuç değildi. Çoğu sadece yer kaplıyor.